İzmir’de Psikolog Arıyorum

Daha önce iyi bir psikoloğa gittiniz mi? Gittiğiniz psikologdan memnun kaldınız mı? İstanbul’da gidebileceğiniz en iyi psikolog sizce kim? Depresyonda olduğunuzu mu düşünüyorsunuz? Psikolojik destek mi arıyorsunuz? Psikoloğa gitmeden önce neler bilmeniz gerekiyor.

Psikolojik sorunları olsun ya da olmasın, çoğu insan psikologluk mesleğinin ne olduğu, psikologların ne iş yaptığı, nasıl psikolog olunduğu konularını merak etmektedir. Yine çoğu insan psikoloğun kim olduğunu kendine göre tanımlar. Kimileri, psikoloğun insanların kişiliklerini çözen, medyum gibi tek bakışta nasıl bir insan olduklarını anlayan,  kişiliklerindeki bozuklukları ilaçlarla ya da telkinlerle tedavi eden uzmanlar olarak hayal ederler. Kimileri için ise psikolog, kimseye anlatılamayacak sırlarını anlatabilecekleri, onları her koşulda onaylayacak, öğütler verecek bir dert ortağı, sohbet arkadaşıdır. Hatta birçok insan bu bakış açısıyla, psikolog desteği almak yerine “derdimi arkadaşımla da konuşur, paylaşırım ne farkı var?” diye düşünüp, sorunları için uzman desteği aramaya yanaşmazlar.

Bu kafa karışıklıkları aslında oldukça normaldir. Psikoloji, tarihsel açıdan yüzlerce yıllık bir bilimsel temele dayanmaktadır. Ancak ülkemizde ne yazık ki yeni yeni gelişmeye başlamıştır ve gelişmeler hala çok yavaş ilerlemektedir. Psikoloji bir bilim olarak insanlara tanıtılmamaktadır. Psikologluk mesleğinin ne olduğu, psikoloji biliminin neleri araştırdığı, alandaki yeni gelişmeler ve insanın ruh dünyasına dair yapılan araştırmalardan elde edilen sonuçlar hakkında insanlar bilinçlendirilmemektedir. Bu nedenle insanların kendilerine yabancı olan bu bilim dalına karşı kafa karışıklığı yaşamaları ve tereddüt etmeleri normaldir. Bu yazıyı yazmamdaki amaç da, insanların kafa karışıklığını bir ölçüde giderebilmek ve psikoloğun ne olduğu, ne olmadığı, insanlara sorunlarını çözmelerinde nasıl destek verdiği konularında bilgilendirmektir.

Uzman Klinik Psikologlarımızla size Saygın Coaching & Consulting kendisine danışanlara yardımcı olmakta, çocuk ergen ve yetişkin psikolojisi konularında profesyonel destek vermektedir.

Öfke kontrol sorunları, içe kapanıklık, sosyal fobi, ders başarısızlığı, bilgisayar bağımlılığı gibi psikolojik sorunlar konusunda destek almak için bir  İzmir’de psikolog arıyorum derseniz; 0232 422 5954 numaralı telefonu arayabilir veya http://www.izmir-psikolog.com web sitesini inceleyebilirsiniz.

Genel kategorisine gönderildi | , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

İzmir En İyi Psikolog

Gün geçmiyor ki, internette şöyle bir dolaştığınız da ve “izmirde en iyi psikolog” kelimelerini arattığınızda yeni bir psikolog bu listeye eklenmesin. Anahtar kelime oyunları, tag scriptleri ve eklentileri ile bu alanda çalışan uzmanlar kendilerinin hazırladığı ya da profesyonellere hazırlattıkları sitelerde psikoloji alanında uzman arayan kişileri kendilerine çekmeye çalışıyorlar. Aslında bu şekilde bir uzman aramanın hiç de güvenilir bir yol olmadığını, bu yolla kendisine psikolog ya da terapist seçmiş danışanlarımızın olumsuz tecrübelerinden çok da iyi biliyoruz. Öte yandan kişisel, yaşamsal ve mesleki başarılara imza atmadan, toplum ve insan için neler yapmadan, ortaya somut şeyler koymadan “Hollywood Sendromu” ile internet ve sosyla medya desteği ile böyle bir izlenim yaratmak hiç de etik (mesleki açıdan ahlaklı) değil. Psikologluk mesleğinin her şeyden önce bir hayatı tanıma ve kendini bulma mesleği olduğunu düşünüyoruz. Bu anlamda bu alanda çalışacak psikologların sadece mesleki ve kariyer anlamında değil her anlamda kendini geliştirmiş olmasının şart olduğunu düşünüyoruz. Bütün bu birikimin ise alınan bir kaç sertifika ya da yapılan bir iki kısa süreli stajla değil uzun süren akademik eğitim, tecrübe bileşimiyle sağlanacağını düşünüyoruz.

Peki bu saydıklarımızın yanında neler olmalı iyi bir psikologda;

“Empati kurma, güvenilirlik, içtenlik, özen, ikna edicilik terapötik ilişkide umut aşılama iyi bir psikoloğun en önemli özellikleridir. Literatür de psikoloğun kişisel ve profesyonel kalitelerinin etkili terapötik ilişki kurmada yardımcı olduğunu belirtmektedir.”

“Arkadaşça, sabırlı ve esnek davranan psikologlar, sinirli , yargılayıcı, anksiyöz ve rijid psikologlardan daha başarılıdırlar. Mizahi yeteneği olan kişiler makul bazı riskleri alabilme yeteneğine sahiptirler; hatalarını ve sınırlarını kabul edebilirler.” “Gerçekçi bir özgüvenleri, öz saygıları, kendi hayatlarında gelişmişlikleri olan psikologlar, kişisel ve sosyal gelişime istekli ve aynı zamanda başarılı bir psikolog olmaya meyillidirler. Öz farkındalıkları, bireysel ve etnik farklılıklara ve kültürel deneyimlere olan hassasiyetleri ve saygıları diğer nitelikleridir. Bunun yanında objektiflik ve dünyayı başka bir kişinin gözlerinden görebilme diğer önemli özelliklerindendir.

Genellikle duygusal olarak stabil, iyi uyumlu ve iyimser olan terapistler daha etkilidirler. Tüm bu özellikler psikoloğun yaşı, cinsiyeti ve kültürel geçmişi gibi özelliklerinden daha önemlidir.”

“Diğer yandan etkili ve iyi psikologlar mümkün olduğunca kendi ihtiyaçlarını bir kenara bırakarak en azından geçici bir süre anlayabilmekte, desteklemekte ve yardımcı olarak, ruhsal sağlık konusunda iyi olduklarını ortaya koymaktadırlar.”

“Geçmişte kişisel güçlükler yaşamak, kişinin sonrasında iyi bir psikolog olmasına engel değildir. Gerçekte dürüstçe bakmak ve cesurca kendi meseleleriyle uğraşmak ve kişilerin olumlu davranış örüntüleri geliştirmeleriyle ilgili olmak muhtemelen başarılı psikologlarda bulunan yeteneklerdir.”

Evet sizde tecrübeli, nitelikli, işinin ehli bir psikolog arıyorsunuz ki insana yardım elini uzatan bir meslek grubu için bu özellikler sadece gerekli değil bizce şart. Bu yüzden artık arama motorunuzda en iyi psikolog taramalarını bırakın ve aradığınız uzman hangi kişisel, yaşamsal ve mesleki başarılara imza atmış, toplum ve insan için neler yapmış, ortaya neler koymuş biraz da bunları araştırın…

Genel kategorisine gönderildi | , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Yaşam Koçu

Yaşamında, işinden başını kaldıramamaktan, çevresine ve kendine vakit ayıramamaktan sıkıntı yaşıyan ya da hayatta ne yapmak, ne olmak istedikleri ve hedefleri konusunda yereddüt yaşayan kişilerin yaşamlarını dengelemek ve zevk kazandırmak için aldıkları koçluk hizmetidir. Bunun sonucunda bireyler, yaşam standartlarını ve kalitelerini artırmak için ulaşmak istedikleri hedefleri ve bunun için hangi becerilere ve marifetlere ihtiyaç duydukları belirler, hazırlanan eylem ve eğitim ile pozitif enerji aldıkları aktivitelerle diğer sorumluluklarını entegre etmeyi başarırlar.

·         Yaşam Koçları kendi yaşamlarının patronu olurlar.

·         Yaşam Koçları kişisel hedeflerini tanımlarlar.

·         Yaşam Koçları hedeflere ulaşmak için gerekli becerileri kazanırlar.

·         Yaşam Koçları yaşamdan aldıkları manevi zevk artar.

·         Yaşam Koçları aynı zamanda sorumluluklarını da yerine getirerek daha verimli bir yaşam sürerler.

·         Yaşam Koçları çevreleri ile ilişkileri olumlu yönde gelişir.

·         Yaşam Koçları Özel ve profesyonel yaşamları arasındaki dengeyi sağlarlar.

·         Yaşam Koçları Ertelemeyi bırakırlar, harekete geçerler.

·         Yaşam Koçları Öz disiplin sağlarlar.

·         Yaşam Koçları kaynaklarını daha etkin kullanırlar.

Yaşam Koçluğu eğitimi ile ilgili detaylı bilgi için 0(232) 422 59 54 numaralı telefondan veya burayı tıklayınız.

İzmir Yaşam Koçu - Yaşam Koçluğu kategorisine gönderildi | , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Yaşama Bakış Açımız

Fransa’da, ağır işçilerin işleri hakkında ne düşündüklerini incelemek üzere
araştırmayı yürüten bir görevli, bir inşaat alanına gönderilir.
Görevli, ilk işçiye yaklaşır ve sorar :
“Ne yapıyorsun?” “Nesin sen, kör mü?” diye öfkeyle bağırır işçi.
“ Bu parçalanması imkansız kayaları ilkel aletlerle kırıyor ve patronun
emrettiği gibi bir araya yığıyorum.Cehennem sıcağında kan ter içinde
kalıyorum.Bu çok ağır bir iş, ölümden beter.”
Görevli hızla oradan uzaklaşır ve çekinerek ikinci işçiye yaklaşır.Aynı
soruyu sorar :
“Ne yapıyorsun?”
İşçi cevap verir : “ Kayaları mimari plana uygun şekilde
yerleştirilebilmeleri için, kullanılabilir şekle getirmeye çalışıyorum.Bu
ağır ve bazen de monoton bir iş, ama karım ve çocuklarım için para gerekli.
Sonuçta bir işim var. Daha kötü de olabilirdi.”
Biraz cesaretlenen görevli üçüncü işçiye doğru ilerler.
“ Ya sen ne yapıyorsun?” diye sorar.
“Görmüyor musun?” der işçi kollarını gökyüzüne kaldırarak.
“ Bir katedral yapıyorum.”

Bu hikayenin enterasan tarafı her üç işçinin de aynı işi yapıyor
olmaları….

Görmeyi seçtiğiniz yol sizin tutumunuza bağlıdır.
Bugün hava biraz bulutlu mu yoksa biraz güneşli mi?
Güllerin dikeni mi vardır, dikenli dalların gülleri mi?
Bardağın yarısı boş mudur, yarısı dolu mu?
Yoksa bardak olması gerekenin iki katı büyüklükte midir?

Yaşama Nasıl Bakıyorsunuz kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Yaşamdan zevk almak

Adettendir; psikolog deyince akla hep sorunlar gelir. Oysa bu sorunların çözümlerini bulmak için uğraşırız daha ziyade. Kendilerinden sihir beklendiğini bilen, lakin sihirli değneği olmayan insanlardır psikologlar.

Eski yılın bu son yazısında sorunlardan söz etmek istemedim. Yaşamın ve insanın güzelliklerini, hoşluklarını paylaşalım istedim. Gündelik yaşamın ritminde, yaşam gailesi içerisinde kaybettiğimiz renkleri, sesleri, küçük güzellikleri birazcık hatırlatmak gerek diye düşündüm.

Geçenlerde, uzun süredir “nevroz”la boğuşan ve sonunda onunla baş eden bir danışanım, “İstanbul’da ne çok martı varmış!” dedi “ve güneş ne güzel batıyormuş!” Evet, İstanbul’da çok martı vardır ve güneş çok güzel batar. Güneş Ankara’da, Mardin’de, Antalya’da da güzel batar.

Her yerin kendine has kuşları, ağaçları, renkleri vardır. Bir an durup onlara bir bakın. Otobüste yorgun argın eve dönerken, trafiğin ne kadar sıkışık olduğunu düşünmeyin; onu zaten biliyor, dahası yaşıyorsunuz. O sırada çöpten atlayan bir kediyi, pırıl pırıl yanan ışıkları ya da şapkası uçmasın diye uğraşan birini izleyin.

Arka tarafta vara yoğa gülüp, kıkırdayan gençlerin, incir çekirdeğini doldurmayan konuşmalarını dinleyin kızmadan. Başlarında esen kavak yellerine gülümseyin. O gün biraz daha yavaş yürüyün evinizin yolunu. Yağmur yağıyorsa kapatın şemsiyenizi. Islanın! Makyajınız aksın ya da saçınızın jölesi… Ne olur ki?! Akan burnunuzu mantonuzun koluna silin ve ıslık çalın. Çalamadıysanız aklınızdan geçen şarkıyı “üflüüük, üflüüük…” diye söyleyin.

Şaka yapın kendinize! Evde aynadan size bakan suratsıza(!) nanik yapın, dil çıkarın; sonra da yanağından bir makas alın ve şöyle deyin: “Hadi, neşelen biraz yahu, sıkıntıları yarın konuşuruz. Söz, yarın sana yardım edeceğim. Hatta istersen borç bile veririm!”

O akşam dizinizi kaçırın mesela! Onun yerine biriyle sohbet edin, çocuklarınızla, eşinizle, arkadaşlarınızla veya apartmandaki yaşlı teyze ya da amcayla. Uzaklardaki bir akrabaya/ arkadaşa mektup yazın.

Ama kâğıtlı kalemli mektup olsun, e- posta değil! Hani şu, “önce mahsus selam ederim…” neviinden bir mektup. Terliklerinizi ters giyin ve çocuklarınıza “nasıldı bakalım bugün okul? Ödevler bitti mi?” sorularını sormayın.

Ama onlarla saklambaç oynayabilirsiniz, hatta evin içinde su savaşı bile yapabilirsiniz! Yemek yaparken mırıldandığınız şarkıya, komik sözler uydurup, daha yüksek sesle söyleyin.

Bu örnekleri çoğaltabilirim elbette, ama sanırım herkes ne demek istediğimi anladı. Değiştirebileceğiniz bir ya da birkaç şeyi, kısa süreliğine de olsa değiştirmekten söz ediyorum. “Yapamam, edememler”le sıkıştırılmış yaşamınıza bir an soluk aldırmanızdan… Yapabileceğiniz küçücük bir değişiklik, belki de sizi çok şaşırtacak ve şöyle dedirtecek: “Vay be, ben de eğlenceli biri olabiliyormuşum!” Çünkü aslında hepimizin içinde böyle bir yan vardır.

Büyük hedeflere koşullandırıldığımız bir çağda yaşıyoruz. Durumumuz ne olursa olsun, hep en yükseğe sıçramamız gerektiği gibi bir inanca kaptırmış gidiyoruz. Bunu tartışmayacağım; sadece bu büyük hedef ve koşuşturmacaların arasında, gözden kaçan minik şeyleri görmenizi öneriyorum.

Bunları görmek sorunlarınızı çözmeyecek belki, ama onlarla uğraşabilmeniz için size güç kazandıracak. Ağır bir valizi taşırken, bir an onu yere bırakıp dinlenmek gibi. Çünkü her kim olursanız olun, buna hakkınız ve gücünüz vardır. 12-13 yaşlarında bir kız, dolmuştan inerken yanımıza yaklaşıp para istedi.
Tam o sırada arkamdan inmekte olan genç kız, koltukta bulduğu allık kutusunun bana ait olup olmadığını sordu.

Bana ait olmadığını söyledim. Bizim küçük dilenci kız, yüzünde bir gülücükle “bana ver abla” diye allığı istedi ve sonra sekerek uzaklaştı.
Hayatın hepimize sunduğu sürprizler ve bizim ondan beklentilerimiz farklı elbette. Ama hayatın sürprizlerini görmek için bile kendi gözlerimize ihtiyacımız olduğunu unutmayın.

Yaşamdan Zevk Almanın Küçük İpuçları kategorisine gönderildi | , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

İzmir Aile Danışmanlığının Amaçları

Aile danışmadığı, üyeleri bir aileyi oluşturan bir tür grubun katıldığı psikolojik danışmadır. Aile danışmanlığında üyeler, ailede yaşanan problemi kendi bakış açılarıyla ortaya koyarlar. Bu aşamada danışman, aile üyelerinin her birine şu konularda yardımcı olur:
•    Diğerlerinin saygı ile dinlenmesinde,
•    Diğerlerinin bakış açılarının da görülmesinde ve anlaşılmasında,
•    Soruna yönelik olarak konuşmada,
•    Diğerlerine karşı duygu ve düşüncelerini daha açık bir dille ve içtenlikle ifade etmede,
•    Diğerlerinin sözel veya sözel olmayan mesajlarının ön yargısız olarak, çarpıtılmadan algılanmasında,
•    Diğerlerine karşı incitici davranışlarda bulunmaktan kaçınmada,
•    Diğerlerini oldukları gibi kabul etmede,
•    Diğerlerinden beklentilerini açıkça ifade etmesinde vb.
Kısaca, aile danışmanı, rahat ve güven verici bir iletişim ortamı sağlayarak üyelerin hem kendilerini hem de birbirlerini tanımalarına, birbirleriyle açık iletişim kurarak sorunlarına çözüm bulmalarına yardımcı olmaya çalışır.
Aile danışmanlığında inceleme konusu, aileyi oluşturan bireyler değil; bireyler arasındaki ilişkinin, iletişimin niteliğidir. Aile danışmanı, aile üyelerinin birbirleriyle ilişkilerinde aksayan yönleri ortaya çıkarmaya ve aile üyelerinin de bunu görmesini sağlamaya çalışır. Aile danışmanlığında mevcut iletişimin yapısı incelenir ve bozuk iletişim düzeltilmeye çalışılır; ancak bu bozulduğun geçmişte ne gibi olaylardan kaynaklandığı üzerinde durulmaz.

İzmir Aile Danışmanlığının Amaçları kategorisine gönderildi | , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

İzmir Aile Danışmanlığı İlkeleri

Ailelere verilecek danışmanlık hizmetlerinde şu ilkelerin göz önünde bulundurulmasında yarar vardır:
•   Aile danışmanlığının hedefi, belli bir problemin çözümünden çok, aile üyelerinin karşılıklı sevgi, saygı ve anlayış içerisinde birbirleri ile iletişimde bulunmalarına yardımcı olmaktır. Aile danışmanlığında aile içi iletişim üzerinde yoğunlaşılmakta ve aile üyelerinin sağlıklı iletişim becerileri geliştirmeleri sağlanmaya çalışılmaktadır.
•   Aile danışmanlığı her yaşta çocukları olan anne-babalara hitap edecek şekilde planlanmalı ve yürütülmelidir.
•   Aile danışmanlığı bu konuda istekli olanlara yapılır. Ancak bu tür geliştirici faaliyetleri, henüz bunu isteyecekgelmemiş kimselerin ayağına götürmek de gerekir.
Bunun için, anne-babaları böyle bir yardımdan yararlanmaya istekli hale getirmek, bu çalışmaların başlangıç aşamasında gerçekleştirilmesi gereken en önemli hedef olmalıdır.
• Aile danışmanlığında aile bireylerinin sosyoekonomik durumları, eğitim düzeyleri, değerleri ve inançları göz ö-nünde bulundurulmalı; yapılacak yardım, üyelerin ihtiyaçlarına ve kavrama düzeylerine uyarlanmalıdır.

İzmir Aile Danışmanlığı İlkeleri kategorisine gönderildi | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Aile ve Şiddet

‘Aile içi şiddetin sebep ve sonuçlan’ adı altında yapılan araştırmaya göre Türkiye’de her yüz kadından otuz dördünün kocasından dayak yediği ortaya çıkmıştır. Şiddetin % 57.7 oranında evliliğin ilk günlerinde başlaması dehşet vericidir. Yine aynı araştırmaya göre şiddete maruz kalan kadınların sadece % 3.4′ü boşanmayı düşünmektedir. Kendisine şiddet uygulandığı için intiharı düşünenlerin sayısı da aynı orandadır. Ankete katılanların % 40.2′si çocukları için şiddete katlandıklarım belirtirken % 20′si ekonomik bağımsızlığı, % 13′ü de gidecek bir yeri olmadığı için boşanmayı düşünmediğini belirtmiştir.
Amerika’da ‘Şiddete Maruz Kalan Kadınlar Kurumu’ tarafından yapılan bir araştırmada, 1000 kadın içinden rastgele seçilen 150 kadın ankete tabi tutulmuş ve daha sonra bu kadınlarla karşılıklı görüşmeler yapılmıştır. Şiddete maruz kalan kadınlar konusunu daha iyi anlamak için şu etmenler göz önünde bulundurulmuştur:
•    İlişkinin türü
•    İlişkinin süresi
•    Şiddetin türü
•    Şiddetin başlangıcı
•    Şiddetin tekrar süreci
•    Baba evinde şiddetin varlığı
•    Şiddetin çocuklar üzerindeki etkisi
Ankete tabi tutulan grup, küçük bir grup olmasına rağmen değişik sosyal statüdeki insanlardan oluşmaktaydı. Ankete katılanların verdikleri cevapla göre, ilişki süresi birkaç gün ile yirmi beş yıl ve daha  fazlası arasında değişmekteydi. Şiddetin süreci, günde iki kez ile üç ayda bire kadar; şiddetin başlangıcı, evlilikten önce ile yirmi yıl evlilikten   A sonraya     kadar; şiddetin türü, küfürden ölümcül silahların kullanılmasına kadar değişiklik göstermekteydi.  İlişkinin türüne bakıldığında % 90′ının kanuni evlilikler, % 3′ünün eski eş, % 7′sinin dost ve sevgililer olduğu görülmekteydi.
Genelleme yapıldığında, ilişki süresince şiddetin birinci doruk noktası 2,5 ile 5 yıl, i-kinci doruk noktası ise 7,5 ile 15 yıllık evliliktedir. Bu sonuçlar ‘Aşkın ömrü sadece otuz aydır.’  düşüncesini  doğrular niteliktedir.  Münih’te  uzun süredir yapılan kamuoyu araştırmaları sonucunda aşkın en fazla otuz ay sürdüğü tespit edilmiştir. Bu araştırmaya göre, otuz ayın sonunda başlardaki hızlı kalp atışlarının, titremelerin, heyecandan ellerin terlemesinin sona erdiği belirlenmiştir. Yine aynı araştırmada erkeklerin kadınlara oranla daha çabuk aşık oldukları, ilişkileri sona erdirmekte ise kadınların daha hızlı davrandıkları ortaya çıkmıştır.
Biz yine Amerika’da yapılan araştırmanın sonuçlarını vermeye devam edelim.

Şiddetin türü:
•   Zorla cinsel ilişki
•   Küfür ve hakaret
•   Fiziki şiddet

Şiddetin başlangıcı:
•   Evlilikten hemen sonra
•   Evlilikten az sonra
•   Evliliğin ortasında ve sonlarında

Şiddetin süreci:
•   Ayda bir defadan az                                              ‘
•   Zaman zaman
•   Çoğu zaman, sık sık (haftada bir ila üç kez)
Baba evinde şiddet:
Araştırma sonuçlarına göre, şiddet uygulayan erkeklerin babalarının evinde % 81.1 oranında, şiddete maruz kalan kadınların babalarının evinde ise % 33.3 oranında şiddet uygulandığı ortaya çıkmıştır. Buradan şu sonuç çıkarılabilir: Eşine şiddet uygulayan erkek, genelde annesine babası tarafından şiddet uygulandığına şahit olmuştur.
Kadınların adete maruz katmalarına rağmen evliliği sürdürme nedenleri:
•   Değişim konusunda umutlu olmaları,
•   Gidebilecekleri bir yerlerinin olmaması,
•   Kendilerinden intikam alınacağından korkmaları,
•   Çocukları düşünmeleri,
•   Ekonomik bağımsızlıklarının olmaması,
Genelleme yapıldığında, ilişki süresince şiddetin birinci doruk noktası 2,5 ile 5 yıl,ikinci doruk noktası ise 7,5 ile 15 yıllık evliliktedir.
•   Yalnızlıktan korkmaları,
•   Boşanmış kadın sıfatını taşımak istememeleri vb.

Kadınlara şiddet uygulanmasının sebepleri:
•   Maddi konulardaki tartışmalar,
•   Kıskançlık,
•   Cinsel meseleler,
•   Alkol veya uyuşturucu madde kullanımı,
•   Çocuklar konusundaki anlaşmazlıklar,
•   Erkeğin işsiz olması,
•   Kadının çalışma isteği,
•   Hamilelik,
•   Kadının alkol veya uyuşturucu kullanması vb.

İzmir Aile Danışmanlığı kategorisine gönderildi | , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Aile Tedavilerinde Yeterlilik Koşulları

Sorunlu aileye tedavi uygulanabilmesi için bazı ön koşulların hazır olması gerekir. Bunlar şöyle özetlenebilir:
•   Çiftlerin ya da aile üyelerinin ciddi bir denetime gerek olmaksızın, fiziksel şiddete ve kavgaya başvurmadan, iş birliği içinde sorunları çözme yeteneğine ve isteğine sahip olmaları.
•   Aile üyelerinin tedavinin amaçları, hedefleri ve tedavi esnasında ele alınacak sorunlar üzerinde terapist ile görüş birliğine varmış olmaları.
•   Aile üyelerinin aile içinde kurdukları ilişki biçimlerini değiştirme konusunda istekli olmaları ve bu yöndeki çabalara katılmaları.

İzmir Aile Danışmanlığı kategorisine gönderildi | , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Aile Danışmanlığının Başlangıcı

Aile danışmanlığının Alfred Adler ile başladığı kabul edilir. Adler, insanın hayat tarzının hayatının ilk yıllarında belirlendiği görüşündedir. Bu hayat tarzının oluşumunda çevrenin, özellikle de ailedeki çocuk yetiştirme yöntemlerinin önemli bir yer tuttuğunu savunmakta olan Adler, bu konuda Freud’dan ayrılmaktadır. Adler, çocuğun kişilik gelişiminde sadece anne-baba-çocuk etkileşiminin değil, kardeşleri de içine alan daha geniş bir sosyal çevrenin rol oynadığına işaret eder. Adler’in görüşlerinde, çocuğun kardeşleri arasındaki yerinin bu oluşumdaki önemi özellikler vurgulanmıştır.70
Adler, bozulan ruh sağlığının tedavi edilmesinden ziyade ruh sağlığı için koruyucu önlemlerin alınması gerektiği görüşünü savunmuştur. Bu bağlamda anne-baba eğitimini koruyucu önlemlerin ilk adımı saymış ve 1920′den itibaren  aile  eğitim merkezleri kurmuştur. Bu merkezlerde anne-babalara ve öğretilenlere çocuk yetiştirme yöntemleri konusunda tavsiyelerde bulunulmuştur. Ayrıca broşürler, makaleler ve konferanslar aracılığıyla daha çok sayıda anne-babaya ulaşılmaya çalışılmıştır.
Adler, kurucusu olduğu ‘Çocuk rehberlik merkezlerinde sorunu olan çocuğu diğer aile fertleriyle birlikte incelemeye alıyor-ju. Yine anne-babadan biri sorunlu ise eşi ile beraber inceleniyordu. Adler, çiftleri birbirinden ayrı bireyler olarak değil, bir bütün olarak görüyordu. Ona göre, çiftlerden birini ele alıp inceleyerek, bir oyundaki diyalogun yarısını dinlemek olacaktır; oysa eşleri bir arada görmek, onların bir arada yaşamaktan kaynaklanan sorunlarının daha iyi anlaşılmasını sağlayacaktır.

İzmir Aile Danışmanlığı kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum bırakın