Yaşam Koçu

Yaşamında, işinden başını kaldıramamaktan, çevresine ve kendine vakit ayıramamaktan sıkıntı yaşıyan ya da hayatta ne yapmak, ne olmak istedikleri ve hedefleri konusunda yereddüt yaşayan kişilerin yaşamlarını dengelemek ve zevk kazandırmak için aldıkları koçluk hizmetidir. Bunun sonucunda bireyler, yaşam standartlarını ve kalitelerini artırmak için ulaşmak istedikleri hedefleri ve bunun için hangi becerilere ve marifetlere ihtiyaç duydukları belirler, hazırlanan eylem ve eğitim ile pozitif enerji aldıkları aktivitelerle diğer sorumluluklarını entegre etmeyi başarırlar.

·         Yaşam Koçları kendi yaşamlarının patronu olurlar.

·         Yaşam Koçları kişisel hedeflerini tanımlarlar.

·         Yaşam Koçları hedeflere ulaşmak için gerekli becerileri kazanırlar.

·         Yaşam Koçları yaşamdan aldıkları manevi zevk artar.

·         Yaşam Koçları aynı zamanda sorumluluklarını da yerine getirerek daha verimli bir yaşam sürerler.

·         Yaşam Koçları çevreleri ile ilişkileri olumlu yönde gelişir.

·         Yaşam Koçları Özel ve profesyonel yaşamları arasındaki dengeyi sağlarlar.

·         Yaşam Koçları Ertelemeyi bırakırlar, harekete geçerler.

·         Yaşam Koçları Öz disiplin sağlarlar.

·         Yaşam Koçları kaynaklarını daha etkin kullanırlar.

Yaşam Koçluğu eğitimi ile ilgili detaylı bilgi için 0(232) 422 59 54 numaralı telefondan veya burayı tıklayınız.

İzmir Yaşam Koçu - Yaşam Koçluğu kategorisine gönderildi | , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Yaşama Bakış Açımız

Fransa’da, ağır işçilerin işleri hakkında ne düşündüklerini incelemek üzere
araştırmayı yürüten bir görevli, bir inşaat alanına gönderilir.
Görevli, ilk işçiye yaklaşır ve sorar :
“Ne yapıyorsun?” “Nesin sen, kör mü?” diye öfkeyle bağırır işçi.
“ Bu parçalanması imkansız kayaları ilkel aletlerle kırıyor ve patronun
emrettiği gibi bir araya yığıyorum.Cehennem sıcağında kan ter içinde
kalıyorum.Bu çok ağır bir iş, ölümden beter.”
Görevli hızla oradan uzaklaşır ve çekinerek ikinci işçiye yaklaşır.Aynı
soruyu sorar :
“Ne yapıyorsun?”
İşçi cevap verir : “ Kayaları mimari plana uygun şekilde
yerleştirilebilmeleri için, kullanılabilir şekle getirmeye çalışıyorum.Bu
ağır ve bazen de monoton bir iş, ama karım ve çocuklarım için para gerekli.
Sonuçta bir işim var. Daha kötü de olabilirdi.”
Biraz cesaretlenen görevli üçüncü işçiye doğru ilerler.
“ Ya sen ne yapıyorsun?” diye sorar.
“Görmüyor musun?” der işçi kollarını gökyüzüne kaldırarak.
“ Bir katedral yapıyorum.”

Bu hikayenin enterasan tarafı her üç işçinin de aynı işi yapıyor
olmaları….

Görmeyi seçtiğiniz yol sizin tutumunuza bağlıdır.
Bugün hava biraz bulutlu mu yoksa biraz güneşli mi?
Güllerin dikeni mi vardır, dikenli dalların gülleri mi?
Bardağın yarısı boş mudur, yarısı dolu mu?
Yoksa bardak olması gerekenin iki katı büyüklükte midir?

Yaşama Nasıl Bakıyorsunuz kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Yaşamdan zevk almak

Adettendir; psikolog deyince akla hep sorunlar gelir. Oysa bu sorunların çözümlerini bulmak için uğraşırız daha ziyade. Kendilerinden sihir beklendiğini bilen, lakin sihirli değneği olmayan insanlardır psikologlar.

Eski yılın bu son yazısında sorunlardan söz etmek istemedim. Yaşamın ve insanın güzelliklerini, hoşluklarını paylaşalım istedim. Gündelik yaşamın ritminde, yaşam gailesi içerisinde kaybettiğimiz renkleri, sesleri, küçük güzellikleri birazcık hatırlatmak gerek diye düşündüm.

Geçenlerde, uzun süredir “nevroz”la boğuşan ve sonunda onunla baş eden bir danışanım, “İstanbul’da ne çok martı varmış!” dedi “ve güneş ne güzel batıyormuş!” Evet, İstanbul’da çok martı vardır ve güneş çok güzel batar. Güneş Ankara’da, Mardin’de, Antalya’da da güzel batar.

Her yerin kendine has kuşları, ağaçları, renkleri vardır. Bir an durup onlara bir bakın. Otobüste yorgun argın eve dönerken, trafiğin ne kadar sıkışık olduğunu düşünmeyin; onu zaten biliyor, dahası yaşıyorsunuz. O sırada çöpten atlayan bir kediyi, pırıl pırıl yanan ışıkları ya da şapkası uçmasın diye uğraşan birini izleyin.

Arka tarafta vara yoğa gülüp, kıkırdayan gençlerin, incir çekirdeğini doldurmayan konuşmalarını dinleyin kızmadan. Başlarında esen kavak yellerine gülümseyin. O gün biraz daha yavaş yürüyün evinizin yolunu. Yağmur yağıyorsa kapatın şemsiyenizi. Islanın! Makyajınız aksın ya da saçınızın jölesi… Ne olur ki?! Akan burnunuzu mantonuzun koluna silin ve ıslık çalın. Çalamadıysanız aklınızdan geçen şarkıyı “üflüüük, üflüüük…” diye söyleyin.

Şaka yapın kendinize! Evde aynadan size bakan suratsıza(!) nanik yapın, dil çıkarın; sonra da yanağından bir makas alın ve şöyle deyin: “Hadi, neşelen biraz yahu, sıkıntıları yarın konuşuruz. Söz, yarın sana yardım edeceğim. Hatta istersen borç bile veririm!”

O akşam dizinizi kaçırın mesela! Onun yerine biriyle sohbet edin, çocuklarınızla, eşinizle, arkadaşlarınızla veya apartmandaki yaşlı teyze ya da amcayla. Uzaklardaki bir akrabaya/ arkadaşa mektup yazın.

Ama kâğıtlı kalemli mektup olsun, e- posta değil! Hani şu, “önce mahsus selam ederim…” neviinden bir mektup. Terliklerinizi ters giyin ve çocuklarınıza “nasıldı bakalım bugün okul? Ödevler bitti mi?” sorularını sormayın.

Ama onlarla saklambaç oynayabilirsiniz, hatta evin içinde su savaşı bile yapabilirsiniz! Yemek yaparken mırıldandığınız şarkıya, komik sözler uydurup, daha yüksek sesle söyleyin.

Bu örnekleri çoğaltabilirim elbette, ama sanırım herkes ne demek istediğimi anladı. Değiştirebileceğiniz bir ya da birkaç şeyi, kısa süreliğine de olsa değiştirmekten söz ediyorum. “Yapamam, edememler”le sıkıştırılmış yaşamınıza bir an soluk aldırmanızdan… Yapabileceğiniz küçücük bir değişiklik, belki de sizi çok şaşırtacak ve şöyle dedirtecek: “Vay be, ben de eğlenceli biri olabiliyormuşum!” Çünkü aslında hepimizin içinde böyle bir yan vardır.

Büyük hedeflere koşullandırıldığımız bir çağda yaşıyoruz. Durumumuz ne olursa olsun, hep en yükseğe sıçramamız gerektiği gibi bir inanca kaptırmış gidiyoruz. Bunu tartışmayacağım; sadece bu büyük hedef ve koşuşturmacaların arasında, gözden kaçan minik şeyleri görmenizi öneriyorum.

Bunları görmek sorunlarınızı çözmeyecek belki, ama onlarla uğraşabilmeniz için size güç kazandıracak. Ağır bir valizi taşırken, bir an onu yere bırakıp dinlenmek gibi. Çünkü her kim olursanız olun, buna hakkınız ve gücünüz vardır. 12-13 yaşlarında bir kız, dolmuştan inerken yanımıza yaklaşıp para istedi.
Tam o sırada arkamdan inmekte olan genç kız, koltukta bulduğu allık kutusunun bana ait olup olmadığını sordu.

Bana ait olmadığını söyledim. Bizim küçük dilenci kız, yüzünde bir gülücükle “bana ver abla” diye allığı istedi ve sonra sekerek uzaklaştı.
Hayatın hepimize sunduğu sürprizler ve bizim ondan beklentilerimiz farklı elbette. Ama hayatın sürprizlerini görmek için bile kendi gözlerimize ihtiyacımız olduğunu unutmayın.

Yaşamdan Zevk Almanın Küçük İpuçları kategorisine gönderildi | , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

İzmir Aile Danışmanlığının Amaçları

Aile danışmadığı, üyeleri bir aileyi oluşturan bir tür grubun katıldığı psikolojik danışmadır. Aile danışmanlığında üyeler, ailede yaşanan problemi kendi bakış açılarıyla ortaya koyarlar. Bu aşamada danışman, aile üyelerinin her birine şu konularda yardımcı olur:
•    Diğerlerinin saygı ile dinlenmesinde,
•    Diğerlerinin bakış açılarının da görülmesinde ve anlaşılmasında,
•    Soruna yönelik olarak konuşmada,
•    Diğerlerine karşı duygu ve düşüncelerini daha açık bir dille ve içtenlikle ifade etmede,
•    Diğerlerinin sözel veya sözel olmayan mesajlarının ön yargısız olarak, çarpıtılmadan algılanmasında,
•    Diğerlerine karşı incitici davranışlarda bulunmaktan kaçınmada,
•    Diğerlerini oldukları gibi kabul etmede,
•    Diğerlerinden beklentilerini açıkça ifade etmesinde vb.
Kısaca, aile danışmanı, rahat ve güven verici bir iletişim ortamı sağlayarak üyelerin hem kendilerini hem de birbirlerini tanımalarına, birbirleriyle açık iletişim kurarak sorunlarına çözüm bulmalarına yardımcı olmaya çalışır.
Aile danışmanlığında inceleme konusu, aileyi oluşturan bireyler değil; bireyler arasındaki ilişkinin, iletişimin niteliğidir. Aile danışmanı, aile üyelerinin birbirleriyle ilişkilerinde aksayan yönleri ortaya çıkarmaya ve aile üyelerinin de bunu görmesini sağlamaya çalışır. Aile danışmanlığında mevcut iletişimin yapısı incelenir ve bozuk iletişim düzeltilmeye çalışılır; ancak bu bozulduğun geçmişte ne gibi olaylardan kaynaklandığı üzerinde durulmaz.

İzmir Aile Danışmanlığının Amaçları kategorisine gönderildi | , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

İzmir Aile Danışmanlığı İlkeleri

Ailelere verilecek danışmanlık hizmetlerinde şu ilkelerin göz önünde bulundurulmasında yarar vardır:
•   Aile danışmanlığının hedefi, belli bir problemin çözümünden çok, aile üyelerinin karşılıklı sevgi, saygı ve anlayış içerisinde birbirleri ile iletişimde bulunmalarına yardımcı olmaktır. Aile danışmanlığında aile içi iletişim üzerinde yoğunlaşılmakta ve aile üyelerinin sağlıklı iletişim becerileri geliştirmeleri sağlanmaya çalışılmaktadır.
•   Aile danışmanlığı her yaşta çocukları olan anne-babalara hitap edecek şekilde planlanmalı ve yürütülmelidir.
•   Aile danışmanlığı bu konuda istekli olanlara yapılır. Ancak bu tür geliştirici faaliyetleri, henüz bunu isteyecekgelmemiş kimselerin ayağına götürmek de gerekir.
Bunun için, anne-babaları böyle bir yardımdan yararlanmaya istekli hale getirmek, bu çalışmaların başlangıç aşamasında gerçekleştirilmesi gereken en önemli hedef olmalıdır.
• Aile danışmanlığında aile bireylerinin sosyoekonomik durumları, eğitim düzeyleri, değerleri ve inançları göz ö-nünde bulundurulmalı; yapılacak yardım, üyelerin ihtiyaçlarına ve kavrama düzeylerine uyarlanmalıdır.

İzmir Aile Danışmanlığı İlkeleri kategorisine gönderildi | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Aile ve Şiddet

‘Aile içi şiddetin sebep ve sonuçlan’ adı altında yapılan araştırmaya göre Türkiye’de her yüz kadından otuz dördünün kocasından dayak yediği ortaya çıkmıştır. Şiddetin % 57.7 oranında evliliğin ilk günlerinde başlaması dehşet vericidir. Yine aynı araştırmaya göre şiddete maruz kalan kadınların sadece % 3.4′ü boşanmayı düşünmektedir. Kendisine şiddet uygulandığı için intiharı düşünenlerin sayısı da aynı orandadır. Ankete katılanların % 40.2′si çocukları için şiddete katlandıklarım belirtirken % 20′si ekonomik bağımsızlığı, % 13′ü de gidecek bir yeri olmadığı için boşanmayı düşünmediğini belirtmiştir.
Amerika’da ‘Şiddete Maruz Kalan Kadınlar Kurumu’ tarafından yapılan bir araştırmada, 1000 kadın içinden rastgele seçilen 150 kadın ankete tabi tutulmuş ve daha sonra bu kadınlarla karşılıklı görüşmeler yapılmıştır. Şiddete maruz kalan kadınlar konusunu daha iyi anlamak için şu etmenler göz önünde bulundurulmuştur:
•    İlişkinin türü
•    İlişkinin süresi
•    Şiddetin türü
•    Şiddetin başlangıcı
•    Şiddetin tekrar süreci
•    Baba evinde şiddetin varlığı
•    Şiddetin çocuklar üzerindeki etkisi
Ankete tabi tutulan grup, küçük bir grup olmasına rağmen değişik sosyal statüdeki insanlardan oluşmaktaydı. Ankete katılanların verdikleri cevapla göre, ilişki süresi birkaç gün ile yirmi beş yıl ve daha  fazlası arasında değişmekteydi. Şiddetin süreci, günde iki kez ile üç ayda bire kadar; şiddetin başlangıcı, evlilikten önce ile yirmi yıl evlilikten   A sonraya     kadar; şiddetin türü, küfürden ölümcül silahların kullanılmasına kadar değişiklik göstermekteydi.  İlişkinin türüne bakıldığında % 90′ının kanuni evlilikler, % 3′ünün eski eş, % 7′sinin dost ve sevgililer olduğu görülmekteydi.
Genelleme yapıldığında, ilişki süresince şiddetin birinci doruk noktası 2,5 ile 5 yıl, i-kinci doruk noktası ise 7,5 ile 15 yıllık evliliktedir. Bu sonuçlar ‘Aşkın ömrü sadece otuz aydır.’  düşüncesini  doğrular niteliktedir.  Münih’te  uzun süredir yapılan kamuoyu araştırmaları sonucunda aşkın en fazla otuz ay sürdüğü tespit edilmiştir. Bu araştırmaya göre, otuz ayın sonunda başlardaki hızlı kalp atışlarının, titremelerin, heyecandan ellerin terlemesinin sona erdiği belirlenmiştir. Yine aynı araştırmada erkeklerin kadınlara oranla daha çabuk aşık oldukları, ilişkileri sona erdirmekte ise kadınların daha hızlı davrandıkları ortaya çıkmıştır.
Biz yine Amerika’da yapılan araştırmanın sonuçlarını vermeye devam edelim.

Şiddetin türü:
•   Zorla cinsel ilişki
•   Küfür ve hakaret
•   Fiziki şiddet

Şiddetin başlangıcı:
•   Evlilikten hemen sonra
•   Evlilikten az sonra
•   Evliliğin ortasında ve sonlarında

Şiddetin süreci:
•   Ayda bir defadan az                                              ‘
•   Zaman zaman
•   Çoğu zaman, sık sık (haftada bir ila üç kez)
Baba evinde şiddet:
Araştırma sonuçlarına göre, şiddet uygulayan erkeklerin babalarının evinde % 81.1 oranında, şiddete maruz kalan kadınların babalarının evinde ise % 33.3 oranında şiddet uygulandığı ortaya çıkmıştır. Buradan şu sonuç çıkarılabilir: Eşine şiddet uygulayan erkek, genelde annesine babası tarafından şiddet uygulandığına şahit olmuştur.
Kadınların adete maruz katmalarına rağmen evliliği sürdürme nedenleri:
•   Değişim konusunda umutlu olmaları,
•   Gidebilecekleri bir yerlerinin olmaması,
•   Kendilerinden intikam alınacağından korkmaları,
•   Çocukları düşünmeleri,
•   Ekonomik bağımsızlıklarının olmaması,
Genelleme yapıldığında, ilişki süresince şiddetin birinci doruk noktası 2,5 ile 5 yıl,ikinci doruk noktası ise 7,5 ile 15 yıllık evliliktedir.
•   Yalnızlıktan korkmaları,
•   Boşanmış kadın sıfatını taşımak istememeleri vb.

Kadınlara şiddet uygulanmasının sebepleri:
•   Maddi konulardaki tartışmalar,
•   Kıskançlık,
•   Cinsel meseleler,
•   Alkol veya uyuşturucu madde kullanımı,
•   Çocuklar konusundaki anlaşmazlıklar,
•   Erkeğin işsiz olması,
•   Kadının çalışma isteği,
•   Hamilelik,
•   Kadının alkol veya uyuşturucu kullanması vb.

İzmir Aile Danışmanlığı kategorisine gönderildi | , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Aile Tedavilerinde Yeterlilik Koşulları

Sorunlu aileye tedavi uygulanabilmesi için bazı ön koşulların hazır olması gerekir. Bunlar şöyle özetlenebilir:
•   Çiftlerin ya da aile üyelerinin ciddi bir denetime gerek olmaksızın, fiziksel şiddete ve kavgaya başvurmadan, iş birliği içinde sorunları çözme yeteneğine ve isteğine sahip olmaları.
•   Aile üyelerinin tedavinin amaçları, hedefleri ve tedavi esnasında ele alınacak sorunlar üzerinde terapist ile görüş birliğine varmış olmaları.
•   Aile üyelerinin aile içinde kurdukları ilişki biçimlerini değiştirme konusunda istekli olmaları ve bu yöndeki çabalara katılmaları.

İzmir Aile Danışmanlığı kategorisine gönderildi | , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Aile Danışmanlığının Başlangıcı

Aile danışmanlığının Alfred Adler ile başladığı kabul edilir. Adler, insanın hayat tarzının hayatının ilk yıllarında belirlendiği görüşündedir. Bu hayat tarzının oluşumunda çevrenin, özellikle de ailedeki çocuk yetiştirme yöntemlerinin önemli bir yer tuttuğunu savunmakta olan Adler, bu konuda Freud’dan ayrılmaktadır. Adler, çocuğun kişilik gelişiminde sadece anne-baba-çocuk etkileşiminin değil, kardeşleri de içine alan daha geniş bir sosyal çevrenin rol oynadığına işaret eder. Adler’in görüşlerinde, çocuğun kardeşleri arasındaki yerinin bu oluşumdaki önemi özellikler vurgulanmıştır.70
Adler, bozulan ruh sağlığının tedavi edilmesinden ziyade ruh sağlığı için koruyucu önlemlerin alınması gerektiği görüşünü savunmuştur. Bu bağlamda anne-baba eğitimini koruyucu önlemlerin ilk adımı saymış ve 1920′den itibaren  aile  eğitim merkezleri kurmuştur. Bu merkezlerde anne-babalara ve öğretilenlere çocuk yetiştirme yöntemleri konusunda tavsiyelerde bulunulmuştur. Ayrıca broşürler, makaleler ve konferanslar aracılığıyla daha çok sayıda anne-babaya ulaşılmaya çalışılmıştır.
Adler, kurucusu olduğu ‘Çocuk rehberlik merkezlerinde sorunu olan çocuğu diğer aile fertleriyle birlikte incelemeye alıyor-ju. Yine anne-babadan biri sorunlu ise eşi ile beraber inceleniyordu. Adler, çiftleri birbirinden ayrı bireyler olarak değil, bir bütün olarak görüyordu. Ona göre, çiftlerden birini ele alıp inceleyerek, bir oyundaki diyalogun yarısını dinlemek olacaktır; oysa eşleri bir arada görmek, onların bir arada yaşamaktan kaynaklanan sorunlarının daha iyi anlaşılmasını sağlayacaktır.

İzmir Aile Danışmanlığı kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Pozitif Aile Terapisi Neyle İlgilenir?

Ülkeyi düzeltmek istiyorsanız, önce bölgeleri düzeltin. Eğer bölgeleri düzeltmek istiyorsanız, önce şehirlere düzen getirmelisiniz. Şehirlere düzen getirmek için, aileyi düzenlemelisiniz. Aileyi düzeltmek için, önce kendi ailenize düzen getirmelisiniz. Kendi ailenize düzen getirmek için de kendi kendinizi düzeltmek zorundasınız.
Ortadoğu’dan bu eski özdeyiş, içinde yaşadığımız bağlantıları tarif eder. Yaşamın bir aşamasındaki ufak değişikliklerin tüm düzeni etkileyebileceği önermesiyle yola çıkmamız gerekir. Konfüçyüs’ün dediği gibi, her insan medeniyetin yükselmesinden ve düşmesinden sorumludur. Örneğin, rüşvetçi bir memur tüm sosyal kurumun itibarını zedeler ve hatta insanın sosyal yapıya olan güvenini sarsar. Genellikle bu izole bir olay değildir ve tüm toplum rüşvetçi sayılır. O zaman memurlarla ilişkide rüşvet yarı resmi şekilde kabul edilir hale gelir.
Öte yandan, düzenin tümünde yer alan değişiklikler, aileyi ve bireyi çevreleyen şartları etkiler. Bunun bir örneği, Batı Almanya’da birçok aileye geniş kapsamlı değişiklikler getiren, yeni boşanma kanunudur. Bu aşamada, Ortadoğunun bilgeliğini izleriz. Ama Ortadoğunun bakış açısı bireyi tüm değişikliklerin temeli kabul ederken, “Kendisi iyi olan herkese iyidir” deyişinde olduğu gibi, değişikliğin çeşitli alanlardan gelebileceğine de inanırız. Birey, aile ve toplum gibi birimlerle ilgilenirken, aslında birbirleriyle sıkı ilişki içindeki sistemlerle uğraşıyoruz demektir. Çok şeyi kapsayan bu durumda, kişi neden aileyi Aile Terapisinin merkezi yaptığımızı sorabilir. Sosyal değişime veya bireyin tek başına tedavisine odaklanmak da aynı şekilde uygun olabilirdi. Ama aile hakkında daha önce söylediklerimizi hatırlayalım. Biyolojik ve sosyal üretim yeri olan aile, toplum içindeki olaylarda benzersiz ve merkezi bir rol oynar. Kişinin kendine has niteliklerinden, bakış açılarından ve değerlerinden bahsettiğimizde, söz dönüp dolaşıp sonunda onun içinde büyüdüğü çevreye—yani ailesine gelir. Ayrıca, toplumun sürekliliği, kişinin ailesinden edindiği kurallara ve toplumu bir arada tutan sosyal değerlere dayanır.
Bu işlevlerin yanı sıra ailenin bir başka önemli işlevi daha vardır. Yaşamının ilk birkaç yılında insan daha yumuşaktır. Çocuk hala biçimlenmemiş ve farklılaşmamış yeteneklere sahiptir. Bunlar görünür olmasa da var oldukları kesindir. Bu yeteneklerin belirli şekillerde gelişmesi, çocuğun çevresindeki insanlara ve ailesinin sunduğu fırsatlara bağlıdır. Bazı durumlarda bu yetenekler, bastırılacak veya dengesiz bir biçimde gelişecektir. Aile içindeki, sadece güven ve umut değil, itimatsızlık, çaresizlik ve saldırganlık gibi duyguları da kişi ilk önce en yakınına aksettirir. Bu kişiler, genellikle insanın anne babası, kardeşleri, çocukları, eşi ve büyükanneler, büyükbabalar, amcalar, dayılar, teyzeler, halalar gibi geniş ailenin üyeleridir. Bu güçlü duygusal ilişki ve kişinin aile içinde çok zaman geçirdiği gerçeği , aileyi çok önemli bir topluluk haline getirir. Bu toplulukta çatışmalar hem ortaya çıkabilir hem de çözülebilir.
Aile terapisi aileye bir sistem olarak bakar. Değişikliğe tedaviye yönelik duyarlılıkla bakıldığında, sistemde hangi elemanın değiştiği önemini yitirir. Uygulamada bu ifade, Pozitif Aile Terapisinin özel bir psikoterapik inanca dayandırılmaması anlamını taşır. Süreci şekillendirmenin birkaç değişik yolu olması daha önemlidir. Bunların hepsi aile terapisi olarak adlandırılabilir ve aşağıdaki şekillerde, tarif edilebilir.

Aile Terapisti kategorisine gönderildi | ile etiketlendi | Yorum bırakın

Aile Yapısı

Aile, insanın içinde büyüdüğü topluluktur. İnsanın kendisi ve diğer insanlarla olan ilişkisini belirler. İnsanın kendi imgesini oluşturur ve insanlar arası ilişkilerinin sınırlarını ve olasılıklarını meydana koyar. Kişinin sosyalleştiği ilk kurum ve önemli duygusal bağların alanı olduğu için aile, toplumun alt sistemleri içinde özel bir yere sahiptir. Ama bu özel rolüne rağmen aile kendisini çevreleyen sosyokültürel ilişkileri ve yapıları unutmamalıdır. Bir Robinson ailesinin sosyal bir boşlukta yaşamasının olağan olmaması kadar; bir Robinson Crusoe’nun da insanlar arası ilişkileri olmadan yaşayabilmesi olanaksızdır. Bu gözlem her yer için geçerlidir ve aileyi tarif edecek her girişimde veya aileyi tedaviye yönelik kullanmayı düşünülen her durumda göz önüne alınmalıdır.
Aile, baba, anne ve çocuğu kapsayan biyolojik topluluk olarak tanımlanabilir. Ama aynı zamanda ailenin vekili ya da alternatifi olabilen tüm kurumları da bu tarife katmalıyız.
Reyam’a göre “aile” kelimesi Latince fames (açlık) kelimesinden türemiştir. Esasında, aile, temel ihtiyaçları karşılayan ve koruma sunan insan topluluğudur. Açlığı ve gereksinimi geçiştiren biyolojik ve sosyal bir yapı olarak aile, insanlar arasında kendi özel şekillerini geliştirmiştir
Aile, ebedi bir biyolojik ve psikolojik birim gibi görünmesine rağmen, aile formları insanlık tarihi boyunca değişmiştir. Ama ailenin bir tek bakış açısı aynı kalmıştır: aile bireyin gelişiminin ilk çevresidir.
Çekirdek aile, ana baba ve çocuklardan oluşmuş, yalnızca iki nesil süresince birleşen bir bağdır. Çekirdek aile, bugün Batı toplumunda en yaygın olan aile yapısıdır. Büyükanne ve büyükbabalar, diğer akrabalar ve önemli kişiler bu gruba eklendiğinde, buna genişlemiş çekirdek aile deriz.
Tam aile, çekirdek aileye benzer. Anne, baba ve çocuğu içerdiği zaman tamam sayılır. Ebeveynlerden bir tanesi olmadığında, eksik aile olarak bilinir. 1958 yılında, Batı Almanya’da her oniki çocuktan biri babasız büyüyordu. Yaklaşık olarak çocukların ve gençlerin yüzde yirmisi böyle bir eksik ailede yaşıyordu. Bunun sebepleri arasında, gayri-meşru doğumlar, ayrılma veya boşanmalar, bir ebeveynin ölümü, v.s sayılabilir. İşlevsel olarak eksik aile diye bilinen bir diğer kategori de vardır. Bu grupta, iki ebeveyn bulunur ama kariyer faktörü onların aileleriyle birlikte olmalarına fırsat vermez. Çocuklarıyla ilişkileri genellikle hafta sonu tatilerinde olasıdır, o zaman da birkaç saatle sınırlıdır.
Büyük aile, aynı yerde yaşayıp, ataerkil veya anaerkil bir figür tarafından yönetilen, aralarında kan bağı bulunan birkaç nesilden akrabaların oluşturduğu gruptur. Tarımsal toplumlarda bulunan bu tarz aileler, toprağı, hayvanları ve ürünü ortak kullanır.

Genel kategorisine gönderildi | , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın