Cinsel İlişkiye Girme Korkusu

Bu konu ile ilgili bilgilendirme aşaması sağlıklı ve düzgün yapılamamaktadır. Bilgilendirme ya yoktur, ya yok denecek kadar azdır ya da yanlış ve eksiktir. Bazen bir genç kıza bilgi veren kişi ya onun kafasını karıştırmakta ya da bilgi vermek amacında olmasına rağmen onu korkutup endişelendirebilmektedir. Pek

çok genç kız, cinselliği açık ve rahat olarak konuşamadığı için söylenilen her şeye inanabilmektedir. Ve daha çok da bilgisizlikten kaynaklanabilen korkular, endişeler, kaygılar hem genç kızlarda hem de delikanlılarda ilişkiye girme korkusunu ortaya çıkarmaktadır.

Tüm uygulamalar cinsel bilgilendirmenin aile tarafından yapılmasının en doğru davranış olacağı yönündedir. Bu konu çok özel bir konu olduğu için genç, bu konudaki bilgilerini ailesinden almayı tercih etmektedir. İşte bu konuda biz uzmanların rolü ve sorumlulukları devreye girmektedir. Bu konudaki doğru bilgiler için psikologlara ulaşılması gerektiği bir gerçektir. Evlendikten sonra cinsel ilişkiye girmekten korkmak toplumumuzda sık görülen psikolojik bir problemdir. Bu konuda çiftler nereye başvuracaklarını bilemezler. Defalarca değişik doktorlara, hatta hocalara başvururlar veya aileleri tarafından bu şekilde yönlendirilirler. Tüm bu olayların aileler arasında kırgınlıklara, dargınlıklara, sürtüşmelere neden olabileceği gibi bu durum ayrıca genç çiftleri üzer, birbirlerine karşı hoş olmayan suçlamalara kadar ulaşabilir. Doktor doktor dolaşmak veya herkese söyle-yememek üzücü sonuçları da doğurabilmektedir. Yeni evlenen gelinlerin intihar haberlerini gazetelerde sık sık okuruz. Lütfen bir psikologa ulaşın. Bu konu tamamıyla psikologların yardım edebilecekleri bir konudur.

Az gelişmiş ülkelerde görülen “Cinsellik Korkusu”, cinselliğin bu kültürlerde bir tabu olarak görülmesinden kaynaklanır. “Vajinismus”un (cinsel ilişkiye girme korkusu) pek çok nedenleri vardır.

1. Cinsel konularda eksik ve yanlış bilgilendirme.

2. Gelişmemiş toplumlarda cinselliğin tabu olması.

3. Cinselliğin günah veya yasak olarak algılanması.

4. Cinselliğin bir zevk değil de, sadece çocuk yapmak için gerekli olan bir durum olduğu inanışının hâkim olması.

5. Cinsellikle ilgili bilgilerin genelde yanlış kişilerden alınması. Cinselliği iyi bir şekilde yaşamamış ve orgazm olamayan, mutsuz evlilikler yapmış insanların bu tür bilgileri anlatırken olumsuz uyarılarda bulunabilmesi.

6.  İnsanların çocukluklarından itibaren cinsellikle ilgili sorularına yanıt alamaması. Bu tür sorulara verilen sert, korkutucu, engelleyici ve kaçamak cevaplar.

7.  Cinsel organların kötü, kirli, pis, yasaklayıcı, tehlikeli olarak tanımlanması.

8.  Özellikle cinsellikle ilgili bilgi eksikliği yaşayan toplumlarda görülen “Kızlık Zarı” sorunu. Bu durumun yarattığı korku ve çekingenlik.

9.  Cinselliğin yemek, içmek kadar gerekli bir fizyolojik ihtiyaç olduğunun vurgulanmaması.

10. Cinselliğin anlatılmasında sevgi ve karşılıklı duyulan hislerden bahsedilmemesi. Bu konuyla ilgili çoğunlukla ürkütücü bilgiler verilmesi.

11. Eşler arasında kişilik farklılıkları oluşması. Bir tarafın daha nazik, kibar, duygusal olması; diğer tarafın daha sert, kendinden emin tavırlar sergilemesi.

12.  Cinsellik konusundaki eğitimin genelde erkek çocuklarına verilmesi. Hatta onlara uygulamalı olarak olayın gösterilmesi. Bunun yanlış kişiler tarafından yapılmasının ortaya çıkardığı sorunlar.

Daha önce de belirttiğim gibi cinsel ilişkiye girme korkusu için mutlaka bir psikologdan destek alınması gerekir. Bu psikolojik destek 4 safhadan oluşmaktadır:

1.   Gevşeme, rahatlama, kas kontrolü konusunda çalışmalar yapılır. Eşlere evde uygulamaları için ödevler verilir.

2. Bu konudaki korkuyu yaratan olay ya da olaylar konuşulur.

3.  Cinsel bilgilendirmeler yapılır.

4.  Cinsel egzersizler yapılır. Yeni ev ödevleri verilir.

Tüm bu aşamalar bir bütünün parçalarıdır. Bu seanslarda kişinin kendi çabası, isteği çiftlerin karşılıklı etkileşimleri de çok önemlidir. Sonucun başarısını getiren en önemli faktör, erken bir aşamada psikolojik yardım alınmasıdır. Bazen 1-2 yıldır ilişkiye giremeyen çiftler olabildiği gibi 8-10 yıldır evli olup da ilişkiye girememiş çiftler de terapiye gelebilmektedirler. Her konuda olduğu gibi bu konuda da tedaviye erken başlamak, sorunun daha çabuk ve kolay çözülmesini sağlayacaktır. Bazı durumlarda çiftler tedaviye geciktikçe araları açılır, kırgınlıklar, kızgınlıklar ortaya çıkar. Hatta ilişki boşanmaya kadar gidebilir. Bazen de birbirlerini suçlarlar. Birbirlerine karşı birçok savunma refleksleri geliştirirler. Bazen de sadece erkeğin tavrı tüm olayı etkileyebilmektedir. Sorunun kaynağı kadın olmasına rağmen sonuçta yaşanılan bu durum bir korku durumudur. Boşanmak sorunu halletmez. Boşanma sonrasında yeniden bir evlilik yaşandığında aynı sorun yeniden ortaya çıkabilmektedir.

Korku bazen de kızlık zarından da kaynaklanabilir. Bazı durumlarda kızlık zarı operasyonla alınmasına rağmen korku devam eder. Çünkü korku organdan kaynaklanmamaktadır yani organın küçük, kısa, dar, uzun, büyük olmasının hiçbir etkisi yoktur. Çiftler ilk olarak bir psikologa danışmak yerine birçok jinekologa başvururlar. Tüm korkuların olduğu gibi bu korkunun da tedavisi vardır. Önemli olan bir an önce terapiye başlama cesaretini gösterebilmektir. Tedavi kolay, keyifli, eğlenceli ve beraberinde pek çok faydalı bilginin sunulduğu bir eğitim şeklinde düşünülmelidir.