Evlilik Aşamasında Olanlara Psikolojik Tavsiyeler

1.  Birbirinizi tanıma sürenizi uzun tutun.

2.  Evlilik ciddi” bir olaydır. Güzel yönleri olduğu gibi zorlukları da vardır.

3.  Evlilik başladığı gibi yanlış bir yola girdiyse en kısa zamanda en az zararla bitmesi en doğru yoldur.

4.  Evlilik öncesinde ve evlilik süresince sorunlar sıktığında, aileleri devreye sokmadan önce konuyu bir uzmanla çözme yoluna gidin.

5.  Sorunları bir profesyonelle çözün. Bir evlilik danışmanından yardım isteyin.

6.  Evlilik öncesi, eskilerin de söylediği gibi, bir yemekte birlikte olun.

7.  Birlikte önce kısa kısa sonra uzun yolculuklara çıkın.

8.  Birbirinize kendinizi anlatın.

9.  Sevdiğiniz ve sevmediğiniz şeylerden bahsedin.

10. Bazı olumsuz durumları nasıl açıklayacağınızı bir psikologla konuşun.

11. Evlendiğinizde aranızda bilinmeyen bir şey kalmamasına dikkat edin.

12. Hayatı paylaşırken işleri de paylaşacağınızı konuşun.

13. Evlenince düzelir diye düşünmeyin.

14. Evlenince değişir diye düşünmeyin.

15. Evlenince aşkımız halleder, çözer, yoluna sokar diye düşünmeyin.

16. İçki, uyuşturucu gibi sorunlar varsa bunlarla ilgili bir psikologa danışın.

17. Geçirilmiş psikolojik veya fiziksel rahatsızlıklar varsa bunlarla ilgili açık ve net bilgiler alın ve verin.

18. Evlilikte ilk yıllar birbirinizi tanıma yıllarıdır. Hemen çocuk yapmayın.

19. Mümkünse tatile çıkın.

20. İş arkadaşlarıyla tanışın.

21. Aile üyeleriyle tanışın.

22. Ekonomik olarak sorun teşkil edebilecek durumları konuşun.

23. Açık olun.

24. Utanma gibi sizi engelleyebilecek durumları aşmaya çalışın.

25. Dargınlıklar, tartışmalar olacaktır. Bunları nasıl çözdüğünüz önemlidir.

26. Evlilik seremonisinin sizi ekonomik olarak zorlamaması-na dikkat edin. Fazla borç, ilişkinizi zora sokacaktır.

Evlilikler Değişiyor

Günümüzde evlilik yöntemleri değişmektedir. Eski görücü usulünün yerini şimdi sanal ortam tanışmaları aldı. Özellikle büyük şehirlerde kişiler, bir yerden bir yere gitmeden, işlerini oturdukları yerden yapabildiklerini gördüklerinde bu yolu daha fazla tercih etmeye başlamışlardır. Sanal alemdeki çöpçatan sitelerinin sayıları gün geçtikçe artmaktadır. Kişiler ise sanal alemde alternatiflerinin daha fazla olduğunu görmektedirler; fakat bilindiği gibi sanal ortamın da kendine has zorlukları, teknikleri mevcuttur.

Günümüzün yoğun çalışma temposu insanların birbirleriyle tanışmalarına, görüşmelerine vakit bırakmıyor. Bazen de ekonomik şartlar insanları evlenmekten uzak tutabiliyor. Evlilik masrafları, çocukla birlikle masrafların daha. da artacağı düşüncesi kişileri korkutabiliyor.

Yine evlenme yolu olarak TV’ler de bizim gibi aile ve gelenek baskısı ile evlenemeyen kişilere değişik alternatifler sunmaktadırlar. Ülkemizde günümüzdeki evlilik yöntemlerinden biri olan evlilik ajanslarının etkinliği çok fazla değildir. İnternetin getirdiği imkânlar ve yasal düzenlemeler bu tür şirketlerin sayılarının hızla artacağını işaret etmektedir. Bu yolla yapılabilecek evlilikler ‘niye olmasın, bu da iki insanın tanışması için bir çıkış noktası’ diye kabul edilmesine rağmen bu tip kurumların ciddi, titiz ve iş ciddiyetini kavramış olmamaları bu tür girişimlerin işin başında tüketilmesine sebep olmaktadır.

TV’ler daha uzun bir süre evlendirme programlarına devam edecekler gibi görünüyor. Çünkü büyük şehirlerde yaşayan kişiler için artık görücü usulünün biçimi, TV, sanal ortam şekline dönüşmüştür. “Bu yollarla sonuca gidilen evlilikler kötüdür. Burada çıkar ilişkisi söz konusu olmaktadır” fikri bu yöntemlere karşı yapılan eleştirilerdir. Bu şekilde gerçekleşen evliliklerde de ayrılmalar, boşanmalar olabilecektir. Ancak normal evliliklerde olduğu gibi sorunlar çıktığında bir evlilik danışmanı veya bir psikologtan yardım istenebilir.

Evlilik konusunda geleneksel yöntemler hâlâ devam etmektedir. Sadece büyük şehirlerde etkinliğini bariz olarak kaybetmiş bulunmaktadır. Şehirli insanlar arasında da hâlâ bu tür geleneksel evliliklere başvuran kişiler bulunmaktadır.

Aşk evlilikleri hiçbir dönemde tarihe karışmaz. Yukarda bahsettiğimiz tüm evliliklerin içinde aşk vardır. Tanışma şekilleri farklılıklar gösterebilir. Ancak aşk hiçbir zaman ölmez. Buradaki amaç, âşık olabileceğiniz kişiyi bulabileceğiniz ortamları oluşturmak olacaktır.

Her tür evlilik yönteminde en doğrusu yeterli bir süre görüşmek ve birbirini tanımak için çiftlerin birbirlerine süre tanımaları olmalıdır. Evliliklerde kişilerin, kendilerinin tanışmaları ve seçimi kendilerinin yapmaları önemlidir. Evleneceği kişiyi annesine, ailesine seçtirmek veya arkadaşlarından bu yönde fikir almak değil, kişinin kendi isteklerine göre kriterler belirleyip yola çıkması gerekmektedir.

Erkekler Neden Aldatır?

“Karısı onu ihmal etti, söküğünü dikmedi, yemeğini önüne koymadı… Başka neden aldatmış olabilir ki?” Bu tür yorumlarla artık daha az karşılaşıyoruz. Erkeklerin aldatmasının kaçınılmaz olduğu görüşü yanlıştır. Ama toplumsal profile baktığımızda günümüzde hem erkekler, hem de kadınlar erkeklerin daha fazla aldattığında hemfikirdirler. Aslında bu fikir bir bakıma gerçekle ters düşmemektedir. Ancak bu durumun toplumsal bir dayanağı vardır.

Günümüzün toplumsal değer yargıları, hâlâ erkeğe aldatma eyleminde tolerans verici durumdadır. Kadına karşı çok katı ve öldürücü olan bu yargılar, erkeğe hak verir, tolerans gösterir, acır ve hatta onaylar. Bazen de aldatmayan erkeği eleştirir, küçümser, kılıbık damgası vurur. Erkekler kendi aralarında konuşurken, aldatmamış olsalar bile, sosyal statülerini yükseltebilmek için hayali aldatma hikâyeleri anlatırlar. Bazı durumlarda aralarında konuşurken, daha çok aldatan hemcinslerini alkışlayabilirler de. Bazen de aldatmayan erkekleri aşağılar, beceriksizlikle, pısırıklıkla suçlar ve alaya alırlar. Erkek, böyle bir duruma düşmektense ya aldatma yolunu tercih eder ya da hayali aldatma hikâyelerini peş peşe sıralar.

Aldatmayı onaylama sadece erkeklerin birbirlerini onaylama veya yapmayanı dışlama, küçümseme biçiminde olmaz. Bazı durumlarda kadınlar da erkeğin aldatmasını onaylayabilmektedir. “Erkektir yapar, ona bir şey olmaz” düşüncesi bazı kadınlardan baskın olabilir. Erkeği onaylayan kadınlar, hemcinslerinin aldatmasını ise kesinlikle onaylamazlar hatta aldatan kadının gerektiği gibi cezalandırılması gerektiğini düşünürler.

Aldatma bir aşk durumunda ortaya çıkar. Bu, kontrol edilebilen bir durum değildir. Hatta erkekler bunu farkına bile varmazlar. Birlikte çalıştıkları uyumlu, başarılı kişilerden etkilenirler ve hep yanlarında olsun isterler. Beğendikleri kadının yanlarında ayrılacağını düşününce kaygıya kapılır, ona bazı tavizler verirler. Bu durumda kadın mutlu olur ve erkeğe daha yakın davranmaya başlar. Karşılıklı etkileşim bu şekilde yavaş yavaş başlamış olur.

Önce iş arkadaşlığı, sonra alışkanlık başlar. Daha sonra arama isteği gelişir ve yokluğunda rahatsız olma duygusu başlar.

Erkekler genelde başarılı kadınlarla aldatırlar. Onları beğendikleri, takdir ettikleri, ellerinden kaçırmak ya da kaybetmek istemedikleri için bu arkadaşlığın veya iş ortaklığının aşka dönüşmesini isterler. Bu aldatma hikâyesinde koruma ve kollama istedikleri de baskın olabilir. Bu durum başlarda erkekler için kolay gibi görünse de erkekleri zorlayıcı bir durumdur. Başlarda yardım etme duyguları ağır basarken, daha sonra aralarındaki çekim sona erer ve birliktelik biter. Bu son, onların da hiç hoşuna gitmez. Vicdanlarını rahatlatmak için birçok bahane bulmaya çalışırlar.

Erkeğin aldattığı durumlarda çoğunlukla karşı karşıya gelen kesimler kadınlar olur. Yani aldatılan kadın diğer kadına kızar. Kocası tarafından aldatılan kadın, kocasına değil de kocasınm yanındaki kadına saldırır. “Bula bula benim kocamı mı buldun, evli olduğunu biliyordun. Bana acımadın, çocuklarıma da mı acımadın?” en çok bilinen sitem şeklidir. “Kadın eşimi kandırdı, gözünü boyadı, onu zorladı” ise erkeğin bu işte hiçbir suçu olmadığım gösteren en büyük savunma mekanizmasıdır.

Erkekler ise karısını bir başkasıyla yakaladığında ilk saldırı hedefi karısı olur. Karısına nişan alır, sonra da karşısındaki adama silahım boşaltır. Ancak aldatan erkekse, dediğim gibi, kadın onu yakaladığında silah öncelikle aldatan kocaya değil de, bu işe alet olan kadına yöneltilir. Bu olaylar, kadının, erkeğin aldatmasını onaylayabilmesine rağmen hemcinsine hiç hak tanımadığını gösteriyor.

Evlilikte Cinsellik

Evlilikle birlikte yaşamımızda pek çok şey değişecektir. Evlilik, çiftlerin daha önce yaşadıkları flört, sözlülük ve nişanlılık gibi yaşantılara hiç benzemez. Evliliğin kendine özgü kuralları vardır.

Çiftler bazen “5 senedir çıkıyorduk; ama evlendikten sonra pek çok şey değişti” diyebilmektedirler. Evlilikte cinsel yaşamın bazı doğruları ve yanlışları vardır. Eşlerin evlilikten beklentileri farklı farklı olabilir. Cinsellik, bizim toplumumuz gibi yasakların ve bilgi eksikliklerinin çoğunlukta olduğu toplumlarda zaman zaman yanlış anlaşılabilmektedir.

Cinsellikle ilgili yanlışlıklar bilgiler:

“Cinsel yaşamın kalitesi, cinsel ilişki şıklığıyla eşdeğerdir.” Bu doğru değildir. Kişiler daha az ilişkide bulunabilirler; ama ilişki kalitesi daha doyurucu olabilir.

İlişkide her iki tarafın da aynı anda tatmin olması gerektiği yanlıştır.

“İlişkiden önce taraflar ilişki konusunda konuşup birbirleriyle hazırlık yaparlarsa ilişki doğallığını kaybeder.” Bu düşünce de yanlıştır. Çiftler ilişkileri ile ilgili konuşabilirler, hazırlıklar yapabilirler.

“îlişki günü önceden belirlenmemelidir.” Bu bazı kişilerde ve durumlarda uygun olabilmektedir. Eğer çiftler ilişki gününü bilirlerse ona göre kendilerini ve mekânı hazırlayabilirler.

“İlişki nadir olursa çiftler birbirlerini daha fazla özlerler ve daha istekli olurlar.” Bu düşünce de yanlıştır. Çiftlerde durum ne olursa olsun, ilişkinin sıklığı çok önemlidir.

“İlişki sırasında konuşmak ilişkiyi olumsuz etkiler.” Bu doğru değildir. Çiftler ilişki anında güzel sözler söyleyerek eşlerine övgüde bulunduklarında daha mutlu olduklarını belirtmektedirler.

“İlişkide değişik pozisyonlar denenmemelidir.” Bu da yanlıştır. Aynı seferde birçok farklı pozisyon denenebilir. Bu pozisyonlar ilişkiyi zenginleştirecektir.

“İlişki de dokunmak çok önemli değildir.” İlişki de ne kadar fazla dokunursanız ilişki o kadar kaliteli olacaktır.

“İlişki sırasında çığlık atmak, aşırı hareketler yapmak, bağırmak, eşinizi korkutur ve ilişkinin kalitesini olumsuz etkiler.” Bu genel kabul de yanlıştır. İlişki sırasında verdiğiniz güçlü tepkiler ilişkiyi her zaman motive eder. Sadist eğilimler taşımayan her türlü beğeni tepkisi gösterilmelidir.

“Çiftler birbirlerini tanıdıkları ve istedikleri cinsel pozisyonları öğrendikleri için ilişki bir süre sonra monotonlasın” Doğru değildir; çünkü çiftlerin birbirlerinin cinsel pozisyonlarını öğrenmiş olmaları ilişkiyi olumlu yaklaşımlar getirir.

“İlişki de mekân değiştirmek ilişkiye renk katmaz.” Bu da yanlıştır. Mekân değişiklikleri kişilere farklı yaklaşımlar çağrıştırır. Biz bunlara “fantezi” adını veriyoruz.

“Aile ilişkilerinde fantezi olmaz. Onlar filmlerde vardır.” Kesinlikle yanlış. Her insanın kendine göre özel fantezileri vardır. Fanteziler ilişkiyi zenginleştirmek içindir.

“ilişkiyi kısa tutmak erkeklerin işidir. Onlar erken tatmin olurlar.” Yanlıştır. Bazen her iki kişide ilişkiyi çabuk bitirmek isteyebilir. Bu durum sık sık tekrarlanmadığında bir problem olarak kabul edilmemelidir.

“Bütün erkekler erken boşalır.” Bunu pek çok Türk kadınından duydum; ancak doğruluk payı yüksek değildir. Bu durumu şöyle açıklayabiliriz. Türk erkeği erken boşalma problemini halledilmesi gereken bir problem olarak görmez. Hatta tüm erkeklerin böyle olduğunu bile düşünebilir. Bu durumun bir sorun olduğunu duyduğunda da bir sorun yokmuş gibi davranmayı tercih edebilir.

“Kadınlar, erken boşalma şikâyeti olan eşlerine bu durumun tedavisi olan bir problem olduğunu söylememelidirler.” Tamamıyla yanlış. Kadınlar erkeklerin gururlarım kırmamak için bu durumu çoğunlukla dile getirmemelerine rağmen bu konu ile ilgili eşleriyle konuşmalıdırlar.

“Kadın cinsel isteğini belli etmemelidir. Eğer ederse eşi bu durumdan rahatsız olur.” Bu da yanlış bir görüştür. Erkek eşinin cinsel isteğini fark ettiğinde, eşi ilişkiden keyif aldığını ve dokunulmasından hoşlandığı yerleri söylediğinde kendisinin ne kadar arzulandığını fark eder. Mutlu olur ve daha fazla keyif vermek ister.

“İlişki bir performans sergilemesi değildir.” Aksine ilişki gerçekten de bir performans sergilemesidir. İlişki kişilerin bu alanda işlerini başarıyla götürmelerini içermelidir.

“İlişki abartılmamalıdır.” Yanlış. İlişki doğal bir durumdur, yemek yemek gibidir. Ama bu doğallığının yanı sıra her ilişki özel, özgü ve muhteşem bir durumdur. Çiftler bunu akıllarından hiç çıkarmamalıdırlar.

İkinci Evlilikler

Ölüm veya boşanma yoluyla aile dağılmış olabilir. Bu doğal bir yaşam sürecidir. Biz uzmanlar hep şunu söyleriz: Bu doğal yaşam sürecinde eski günlerin hesaplaşmasıyla uğraşmak, bir suçlu aramak, bu yoğun üzüntüyü sürdürmek çocukların ruhsal sağlığı bakımından uygun değildir. Hayat devam etmektedir. Bir an önce ikinci bir evlilik fikrini ortaya atmakta yarar vardır. Anne babalar, çocuklarının ikinci evliliği istemediklerini veya ikinci evlilikten psikolojik olarak olumsuz etkilenecekleri konusunda önyargılıdırlar. Bu önyargıların bir kısmı yanlış inanışlar, bir kısmı da bilgi eksikliğinden ileri gelmektedir. Günümüzde boşanmaların artmasından dolayı ikinci evlilikleri sık sık görmekteyiz. Bu durum bize açıkça göstermiştir ki iyi, uyumlu bir evlilik, evlenmeyerek çocuğun sağlığını koruma düşüncesinden daha iyidir. Eğer aynı eşle yeniden bir araya gelme fikri eşler arasında netlik kazanmışsa, yeni evlilik fikri çocuklar açısından hiçbir tehlike yaratmaz. Hatta rahatlatıcı olabilir. Çünkü çocuklar ailelerinin yeniden bir araya gelmelerini istedikleri için bu konuda belirgin bir beklenti içindedirler. Bu beklenti, gerçekte anne ve babanın böyle bir fikri yoksa çocuğu hem rahatsız hem de mutsuz edecektir. Yeni evlilik fikri anne babayı barıştırmak için ne yapmalıyım, nasıl davranmalıyım çabasını ortadan kaldıracağı için çocuğu rahatlatacaktır. Her evlilikte sorunlar çıkabilir. İkinci evlilikte de doğal olarak sorunların çıkabileceği baştan kabullenilirse sorun çıktığında kişiler daha rahat olacaktır.

Sadece çocukları düşünerek erken evlenmeye çalışmak da istenilen bir durum değildir. Çocuklar üvey anne ve babaları severken veya onlarla olumlu ilişkiler içine girerken zorlanırlar. Bu doğal bir durumdur. Çünkü her çocuk üvey anne, baba ve kardeşleriyle iyi ilişkiye girerse gerçek ebeveynlerine haksızlık yapmış, kendini onlara karşı suç işlemiş olarak kabul eder. İlişkilerin başlangıcında bu vardır. Özellikle üvey ilişkilerde sabır, anlayış, hoşgörü ve zaman tanımak önem kazanmalıdır. Çocuklar kendi ailelerini de sınırlar, zorlar, kendilerini sevip sevmediklerini kontrol ederler. Üvey olan ebeveyn bu durumu bildiği halde yine de üzülmekte ve aceleci davranmaktadır. Uzak ve yakın akrabalar üvey ebeveyne önyargılı davranırlar. Biz uzmanların önerisi; bu zor görevde hem eşin hem de yakın çevrenin olabildiğince önyargılı olmadan üvey ebeveyne destek olması, sabırlı ve hoşgörülü davranmasıdır.

Hem Anne,Hem Baba Olmak

Boşanmadan sonra çocuk anne veya babadan birinde kalıyorsa dikkat edilmesi gereken kurallar;

• Eğer boşanma kararı kesinleşti ise çocuğa bu önemli açıklama, mutlaka ebeveyn tarafından yapılmalıdır.

•   Anne veya baba, boşanma kararını evi terk etmeden önce çocuğa açıklamalıdır.

• Boşanma kararı ve nedenleri kısa, açık ve sade bir şekilde çocuğun anlayabileceği bir lisanla yapılmalıdır.

• Anne baba boşanma kararını açıklarken hiçbir şekilde birbirlerini suçlamamalıdır. Kötü sözler, ağır ve aşağılayıcı ifadeler kullanmamalıdırlar. Çocukları için daha sonra yüz yüze gelmeleri kaçınılmaz olacaktır, bu nedenle birbirlerini ağır sözlerle suçlamamaları gerekir. Bu olumsuz tavırlar, onlara hiçbir şey kazandırmayacağı gibi çocuğun geleceğini de olumsuz yönde etkiler. Bu durum, çocuğun gelecekte hem hayata bakış açısını hem de karşı cinsle olan ilişkisini olumsuz etkiler.

•  Çocuğa konuyu açıklarken uzun uzun anlatmak, çocuğun anlayamayacağı ifadeler kullanmak onun zihnini karıştıracaktır.

•  Çocuğun boşanma ile ilgili sorulan nedenler belirtilerek; yargısız, açık ve sade bir biçimde cevaplanmalıdır.

Boşanma sonrasında nelere dikkat edilmelidir?

• Çocuklar ayrılıktan dolayı, kendilerini ayrılığın suçlusu sa-yabileceklerinden çocuklara bu durum yine onların anlayabilecekleri bir biçimde anlatılmalıdır. Ayrılık nedeninin onun yaramazlığı ya da söz dinlemezliği olmadığı konusunda mesajlar vermeye çalışın. Pek çok çocuk ayrılma karşısında kendisini suçlayabilmektedir.

• Ayrı yaşamda dikkat edilmesi gereken en önemli şeylerden biri de çocuğa yalan söylememektir. Eşinize çok kızsanız bile annenin ya da babanın öldüğü gibi doğru olmayan ifadeleri kesinlikle kullanmayın. Çocuk zaten ebeveynden biri devreden çıktığı için onun sevgisini de size yöneltecektir. Bu durumda yalan söylerseniz, onun hayatındaki en önemli kişi olan size olan güvenini sarsmış olursunuz. Bazen baba çocuğa anlatılamayacak kadar kötü bir durumda olabilir. Ancak bu durumu tek çaresi babanın ölmesi değildir. Daha sonrasında çocuğun gözünde yalancı durumuna düşmek hiç de hoş bir durum olmayacaktır.

Dikkat edilmesi gereken genel konular:

1. Çocuğa ikinizin arasında barıştırıcı görevini vermeyin. Çocuk bu durumdan çok korkmaktadır. Çocuklar ne annelerinin ne de babalarının kaybolmasını ister.

2. Çocuktan söz almaya çalışmak, ondan sürekli olarak nereye gittiklerine, ne yediklerine, yanlarında başka kimlerin olduğuna dair bilgi almaya çalışmak onları çaresiz bırakmaktadır.

3.  Çocuk için pek çok şeyden daha önemlisi, diğer ebeveynini görme sıklığıdır. Babanın ya da annenin yanında ise diğer ebeveynini görmesi, geleceği, mutluluğu, gelecekteki başarısı için çok önemlidir. İzinizi kaybettirmeyin. Eğer eşiniz içinde uygunsa bu görüşmelerin mutlaka olmasını sağlayın.

4.  Eşlerden birinin çocuğu görmesinde bir düzen oluşturulmalıdır. Ama bu düzende katı olunmamalıdır. Esneklik kaçınılmaz olabilir.

5.  Bilinmesi gereken önemli bir gerçek de çocuğun hangi ebeveynde kalmasından bağımsız olarak bu beraberliğin onun ruh sağlığı açısından kesinlikle bir problem yaratmadığı gerçeğidir. Çocuk uygun ve mutlu bir ortamdadır. Bu çocuk için doyurucudur. Mutlaka ikinci ebeveyn gerekli değildir.

6.  Ancak bunun tam tersi de olumsuz etkiler getirebilmektedir. Yanı “Ben hayatımı artık çocuğuma adadım. Hiç evlenmeyeceğim. Evlenirsem çocuğum harcanır” düşüncesi yanlıştır.

7. Boşanmadan sonra çocuğun birlikte yaşadığı ebeveyn çalışabilmelidir. Ama bu konu için çocuğa bir süre tanınmalıdır.

8. Boşanmadan hemen sonra çocuğu yuvaya vermek veya yatılı okula göndermek gerekiyorsa çocuğa bir süre tanınmalıdır. Bu olay hemen gerçekleşmemelidir. Aksi durumda çocuk kendini kolayca suçlayabilir ve her iki ebeveynini de kaybettiğini düşünebilir.

9.  Ebeveyn çocuğa karşı olumlu olmalıdır; ama çocuğa dengesiz davranmamalıdır. Sınır ve ölçü çocuk için olumsuz şeyler değildir. Bazen çocuğu belirgin zamanlarda gören baba veya anne kendi gücünü aşan harcamalar yapmaktadır. Bu durum çocuğa yarar sağlamadığı gibi zararlı olmaktadır. Bu duruma her iki ebeveyn de izin vermemelidir.

10. Toplum yargıları hep var olacaktır. Kişi bu yargıların esiri olmamalıdır. Kendi isteklerini, arzularını sormalı ve tahlil etmelidir.

11. Zaman zaman sorunlar olabilir veya sıkıntılar yaşanabilir. Bu sıkıntılar anne babanın birlikte olduğu ailelerde de yaşanabilmektedir. Hemen her sorunu anne baba ayrılığına veya tek çocuk büyütmeye bağlamamalıdır. Karşılaşılan sorunlarda bir psikologu aramak ve ondan yardım almak en sağlıklı yol olacaktır. Tek çocuk büyüten ailelerde daha çok sorun olacağı fikri yanlış bir inanıştır.

Boşanma Çocukları Nasıl Etkiler?

Çocuklar 5-6 yaşlarında ya da daha küçükse, eğer ilişki açısından boşanmanın geciktirilmesi mümkünse, boşanmanın geciktirilmesi uygun olarak düşünülmelidir.

Güzel düşüncelerle kurulmuş olan evlilikler tatlı bir şekilde bitmiyor. Kavgalar, kötü sözler, suçlamalar, kızgınlıklar, dedikodular, hatta dayak devreye girdiği zaman bu durumdan özellikle çocuklar çok etkileniyor.

Boşanma sürecinde anne baba arasındaki gerginlik şiddete dönüştüğünde, çocukların da kardeşlerine, arkadaşlarına ve çevresine karşı öfke ve şiddet gösterdiklerini gözlemlemekteyiz.

Bazen de çocuklar, “Uslu dursaydık böyle kötü şeyler olmazdı” diye düşünerek paniğe kapılır ve hiçbir şeye tepki gösteremez hale gelirler.

Çocuklarda yaşanan bu suçluluk hali onların ruh sağlığını bozmaktadır. Boşanma kararı verildikten sonra süreci uzatmamak gerekir. Ama boşanma kararı vermeden önce mutlaka bir psikologla veya aile danışmanıyla görüşmeyi denemelisiniz.

Boşanmayla birlikte evdeki yaşamda da yeni değişiklikler olacaktır. Baba evden gidebilir, eve bakıcı bir kadın gelebilir, anne çalışmaya başlayabilir. Böyle durumlarda bu değişiklikler olağan değişikliklerdir. Çocuğun ruhsal sağlığı için yapılması gereken, değişiklikler yapılmadan önce çocuğun bilgilendirilme-sidir. Çocuğun hayata küsmemesi ve ebeveynlerini suçlamaması için ona zaman tanınmalı. Çocuk küçükse fazla etkilenmemesi için, babanın evden ayrılmasından önce gelecek olan bakıcıyla önceden tanışılıp uyum sağlanmalıdır.

Baba, anne işe başladıktan bir süre sonra evden ayrılmalıdır. Veya anne kısa bir süre çocuğa destek vermeli, onunla bir uyum sürecini geçirip daha sonra işe başlamalıdır. Özellikle çocukları söz konusu olduğunda yetişkinler birbirlerine destek olmalıdırlar. Birbirleriyle olan ilişkilerinde öfke ve suçlayıcı ifadeleri çocuklarının yanında kullanmamalıdırlar.

Boşanmayı çocukla mutlaka konuşun. Çocuğu üzmekten korkmayın. Çocuk, kafasında neler varsa bunları anlatarak hem size yakın olacak, hem de rahatlayacaktır. Çocuk anne babasıyla bu konuyu konuşursa, içinde düşmanca duygular taşımaz. Hem kendini hem de aile bireylerini suçlamaktan vazgeçer. Hem de kendine güvenini yitirmemiş olur. Çocuk, annesinin ve babasının kendisini değersiz bulduğu için terk ettiğini düşünür. Değerli olsaydı ya da onu gerçekten sevselerdi bırakmazlardı, ayrılmazlardı diye düşünür. Bu durum onun yetişkin yaşantısında da olumsuz yaralanmaları beraberinde getirecektir. Güvensiz, sürekli zarar gören, ezilen bir yetişkin olacaktır.

Boşanma, ergenlik döneminde olacaksa, anne baba daha dikkatli olmak zorundadır. Çocuk, ergenliğin verdiği problemlerle birlikte, boşanmanın verdiği uyum sorunlarını da göğüslemek durumundadır. Çocuk bu dönemde, önce kendini aileden kopararak kendi kimliğim oluşturacaktır. Yine bu dönemde babanın ya da annenin evden gitmesi onu davranış bozukluklarına itebileceği gibi, suç işleme eğilimlerine de itebilir. Çoğunlukla çocuklar “Ben kötüyüm, eğer ben kötü olmasaydım annemle babam ayrılmayacaktı, ben onlara yeterli olacaktım veya onları barıştırabilecek gücüm, sevgim olacaktı” diye düşünerek, olaylardan kendini sorumlu tutacaktır. Bu durum çocuğun genel dengesinde, kendine güveninde ve saygısında sarsıntılara neden olacaktır. Bu dönemde çocuğun konuşabilmesi, açılabilmesi için açık bir kapı bırakılmalıdır. Onunla konuşun ve kafasındakileri size anlatabilmesi için dinlemeye hazır olduğunuzu ona hissettirin.

Araştırmalara göre, boşanmış ailelerin çocukları boşanmadan kendilerini suçlu gördükleri için, kendilerini ezecek, cezalandıracak eşler seçebiliyorlar.

Boşanma Sonrası Yaşam

Boşanma, Türk toplumunda istenilmeyen bir olaydır. Kadın için de erkek için de hoş karşılanmayan bir durumdur. Toplumun boşanmak isteyen kadına verdiği ilk mesaj, “Olmaz” ya da “Son bir kere daha denemelisin” biçimindedir.

Toplum, kadınlara erkeğe göre daha katı bir tavır koymaktadır. “Sen kadınsın, ne yaparsın? Nasıl geçinirsin, ne yiyip içersin? Başkalarına bu ayıp durumu nasıl söylersin? Nasıl ben başaramadım dersin? Dul kadının toplumda yaşaması zor, çocukların için katlanmalısın, biz senin aileniz, bizi rezil edemezsin” biçiminde tepkiler gelmektedir. Bu tepkilerin altında çevreye karşı başarısız olmanın verdiği korku, kaygı, ayıplanma, kabul edilmeme yatmaktadır.

Erkeklere yönelik tepkiler ise, “Sen erkeksin, nasıl başaramazsın, çocuklarını düşünmüyor musun? Çocuklara kim bakacak? Kendine nasıl bakacaksın? Yemeği, ütüyü nasıl yapacaksın? Bulaşığı kim yıkayacak? Biz sana bakamayız” şeklinde olabilir.

Toplumsal değer yargıları, boşanma konusunda erkeğe daha esnek, kadına karşı daha katı yaptırımlar getirmektedir. Toplumsal yaptırımlara veya kısıtlamalara rağmen ikinci veya üçüncü evliliğini yapan ve mutlu yaşayan çiftlerin sayısı artmaktadır. Boşanmış çiftlerde özellikle kadınların erkeğe göre, boşandıktan sonra daha fazla hayata küstüğü, kendini mutsuz, başarısız hissettiği, hatta depresyona girdiği görülmektedir.

On yıl öncesine göre günümüzde, boşandıktan sonra neşeli, hayat dolu, yaşama dört elle sarılarak yeniden evlenmeyi düşünen ve kendisiyle barışık kadınların sayısı artmıştır. Kadınlar ya çocuklarını düşünerek kaygı duyarlar ya da dul olma korkusuna kapılırlar. Aileden ve çevreden dışlanma korkusuyla da panik haline girebilir kadınlar. Ancak günümüzde kızların okuması, meslek sahibi olması ve daha sonra iş yaşamına atılması onların boşanma kararını almalarını kolaylaştırmıştır.

Burada asıl vurgulanmak istenen, artık günümüzde kadınların çoğunun boşanmadan sonra kendilerini hayata kapamadıklarının görüldüğüdür. Bu vurgu, olumlu bir sosyal gelişimdir. Bundan on veya yirmi yıl önce kadın boşandığında yeniden evlenmiyor, kendini çocuklarına adıyor, onları yetiştirmek için yaşıyor, onun dışında hiçbir hakkı, görevi yokmuş gibi davranıyordu. Giymiyor, gezmiyor, makyaj yapmıyor kısacası kendisi için yaşamıyordu. Bu adaletsiz durum insan doğasına aykırıdır.

Uzmanlar, boşanmış kadınlara ve erkeklere şunları söylüyor: “Yeni hayatınızı yaşayın. Gülün, gezin, eğlenin, sevin ve izin verin sizi sevsinler. İkinci ve üçüncü evliliği düşünün. Bu doğal ve sağlıklı bir durumdur. Korkmayın, çekinmeyin, rahat olun, huzurlu olun. Eşinizin ölümü hayatınızın sonu anlamını taşımaz. Bir süre ayrılığın veya ölümün verdiği yası yaşamanız normal ve bu sizin en doğal hakkınızdır. Bir süre sonra yaşadığınız yası bitirerek, pencerelerinizi, kapılarınızı hayata açın. Bu hayat sizin, ondan zevk almaya çalışın.”

Boşanma sonrasında en çok düşünülen kesim çocuklar olur. Boşanmış eşler “Evlenelim; ama çocuklar ne der, nasıl karşılar?” diye düşünürler. Ya da ikinci veya üçüncü evlilikte çocuğun ezileceğini, yeni eşin çocukla uyum sağlayıp sağlayamayacağını, ya da yeni eşin çocuğu istemeyebileceği kaygıları oluşabilir. Bu kaygıları destekleyen en büyük etken de toplumdur. Toplumda, ikinci veya üçüncü evliliklerde kadınlar açısından genellikle çocuklar risk faktörü olarak öne sürülmektedir.

Bu konuyu araştıran psikolojik çalışmaların çoğunda, çocukların bir anne ve baba ile büyümeyi istedikleri saptanmıştır. Özellikle yaş küçükken bu uyumun sağlanması daha kolay olmaktadır. En zor uyum yaşı ergenlik yaşı olmasına rağmen bu yaştaki çocuklar bile annelerinin veya babalarının evlenmesini istemektedirler. Aile yaşamı, ekonomik ve duygusal açıdan çocuğun tek yetiştirilmesinden daha doyurucudur. İki kişinin, ekonomik ve duygusal güçlerini birleştirmiş olmaları yaşama standartlarında bir iyileşmeyi de beraberinde getirmektedir.

İkinci veya üçüncü evliliklerde çocuklar ezilir diye bir korku duyuluyorsa, bu korku bir psikolog desteğiyle çözümlenmelidir. Sonuç olarak, siz mutlu olduğunuzda çocuklarınız da mutlu olacaktır.

Üvey anne ya da baba olmak, pek çok zorluğu beraberinde getirmektedir. Üvey ebeveynler eski masallarda olduğu gibi kötü, cezalandırıcı olmayabilirler. Üvey olmanın verdiği bazı güçlükler ve sorunlar mutlaka yaşanacaktır. Üvey anneler ve babalar çocuklarıyla ilişki kurmakta zorlandıklarını belirtmektedirler. Çocuk üvey ebeveynlerden sevgi, anlayış ve hoşgörü bekler. Çocuklara ikinci anne veya baba ile iyi anlaşıyor olmanın gerçek anne veya babaya haksızlık yapmak anlamına gelmediği iyice anlatılmalıdır. Bu durum, biz büyük bir aileyiz şeklinde yansıtılmalıdır. Bu ilişkilerde, üvey anne ya da baba olan tarafa sabretmek düşmektedir. Sabrı elden bırakmadıkları takdirde başarılı, iyi, hoşgörülü ilişkiler kurulabilecektir.

Evliliğe Bakış Açısı

1970’li yıllarda çağa damgasını vuran hippilik felsefesiyle evliliğe hayır düşüncesi ön plana çıktı. 1980’li yıllarda ise evliliğin olumlu yanlan ön plana çıkmaya başladı. 1990’h yıllarda ise feminist yaklaşımların etkisiyle evlilikten yeniden uzaklaşıldı. Son olarak 2000’li yıllarda evlilik yeniden önem kazanmaya başladı. Bütün bu süreçlere rağmen, boşanmaların günümüzdeki teknolojik gelişmelerle birlikte daha da artacağı düşünülmektedir. Psikologlar çağımızda neden boşanılıyor sorusunu araştırmakla birlikte, boşanmış ailelerde uyum, denge ve yeniden sağlıklı yapılanma için çözümler üretmektedirler. Uzmanlar, toplumdaki pek çok boşanmış çiftin yılgınlığa düşmeden evlilikler için kendilerine yeni bir şans tanımaları konusunda onları motive etmektedirler. Uzmanların içe kapanmak ve “Ben niye ayrıldım?” sorusuyla bunalım yaşamak yerine hayatın devam ettiği anlayışının benimsenmesinde yardımcı olmaya çalışıyorlar. Sorulacak soru “Ben bu hayatta kendim için neler yapıyorum?” ya da çocuklar varsa “Onlarla neleri paylaşıyorum?” olmalıdır.

Boşandıktan sonra kişi mutlaka kendi hayatının gereklerini yerine getirmelidir. Kişi, kendini suçlayıp, üzülmek, kendiyle bitmeyen hesaplaşmalara girmek yerine mutluluğu yeniden bulacağı huzurlu bir hayatı kurmanın yollarını bulmaya çalışmalıdır.

Ayrılığın ardından kişinin hemen evliliği düşünmesi mantıksız bir durumdur. Evlilik ancak zaman geçtiğinde, acılar, öfkeler yatışmaya başladığında yeniden düşünülmelidir. Günümüzde ikinci, üçüncü evliliğini yapan ve mutlu bir yaşam süren pek çok kişiyle karşılaşabiliyoruz. Psikologların yaptıkları pek çok araştırma, çocukların ikinci evliliği istedikleri yönünde olumlu sonuçlar göstermiştir. Çocuklar bu evlilikleri öncelikle anne veya babalarının mutlu olmasını, gözlerinin içinin gülmesini istedikleri için desteklerler. İkinci nedenleri ise aile ortamında büyümek istemeleridir. Özellikle annesiyle birlikte kalan çocuklar annenin evlenmesini, babalarıyla kalan çocuklardan daha fazla istemektedirler. Bu duygu belki de koruyuculuk isteğinin bir sonucudur. Bu özellikle üzerinde durulması gereken bir konudur.

Ayrılmış anneler ve babalar yeniden bir hayat kurulduğunda çocukların üzüleceğini ya da bu olaydan zarar göreceğini düşünürler. Anne babaların bu şekilde düşünmeleri doğaldır ve bütün bu soruların cevabı sizin tavrınıza bağlıdır.