Boşanma Sonrası Yaşam

Boşanma, Türk toplumunda istenilmeyen bir olaydır. Kadın için de erkek için de hoş karşılanmayan bir durumdur. Toplumun boşanmak isteyen kadına verdiği ilk mesaj, “Olmaz” ya da “Son bir kere daha denemelisin” biçimindedir.

Toplum, kadınlara erkeğe göre daha katı bir tavır koymaktadır. “Sen kadınsın, ne yaparsın? Nasıl geçinirsin, ne yiyip içersin? Başkalarına bu ayıp durumu nasıl söylersin? Nasıl ben başaramadım dersin? Dul kadının toplumda yaşaması zor, çocukların için katlanmalısın, biz senin aileniz, bizi rezil edemezsin” biçiminde tepkiler gelmektedir. Bu tepkilerin altında çevreye karşı başarısız olmanın verdiği korku, kaygı, ayıplanma, kabul edilmeme yatmaktadır.

Erkeklere yönelik tepkiler ise, “Sen erkeksin, nasıl başaramazsın, çocuklarını düşünmüyor musun? Çocuklara kim bakacak? Kendine nasıl bakacaksın? Yemeği, ütüyü nasıl yapacaksın? Bulaşığı kim yıkayacak? Biz sana bakamayız” şeklinde olabilir.

Toplumsal değer yargıları, boşanma konusunda erkeğe daha esnek, kadına karşı daha katı yaptırımlar getirmektedir. Toplumsal yaptırımlara veya kısıtlamalara rağmen ikinci veya üçüncü evliliğini yapan ve mutlu yaşayan çiftlerin sayısı artmaktadır. Boşanmış çiftlerde özellikle kadınların erkeğe göre, boşandıktan sonra daha fazla hayata küstüğü, kendini mutsuz, başarısız hissettiği, hatta depresyona girdiği görülmektedir.

On yıl öncesine göre günümüzde, boşandıktan sonra neşeli, hayat dolu, yaşama dört elle sarılarak yeniden evlenmeyi düşünen ve kendisiyle barışık kadınların sayısı artmıştır. Kadınlar ya çocuklarını düşünerek kaygı duyarlar ya da dul olma korkusuna kapılırlar. Aileden ve çevreden dışlanma korkusuyla da panik haline girebilir kadınlar. Ancak günümüzde kızların okuması, meslek sahibi olması ve daha sonra iş yaşamına atılması onların boşanma kararını almalarını kolaylaştırmıştır.

Burada asıl vurgulanmak istenen, artık günümüzde kadınların çoğunun boşanmadan sonra kendilerini hayata kapamadıklarının görüldüğüdür. Bu vurgu, olumlu bir sosyal gelişimdir. Bundan on veya yirmi yıl önce kadın boşandığında yeniden evlenmiyor, kendini çocuklarına adıyor, onları yetiştirmek için yaşıyor, onun dışında hiçbir hakkı, görevi yokmuş gibi davranıyordu. Giymiyor, gezmiyor, makyaj yapmıyor kısacası kendisi için yaşamıyordu. Bu adaletsiz durum insan doğasına aykırıdır.

Uzmanlar, boşanmış kadınlara ve erkeklere şunları söylüyor: “Yeni hayatınızı yaşayın. Gülün, gezin, eğlenin, sevin ve izin verin sizi sevsinler. İkinci ve üçüncü evliliği düşünün. Bu doğal ve sağlıklı bir durumdur. Korkmayın, çekinmeyin, rahat olun, huzurlu olun. Eşinizin ölümü hayatınızın sonu anlamını taşımaz. Bir süre ayrılığın veya ölümün verdiği yası yaşamanız normal ve bu sizin en doğal hakkınızdır. Bir süre sonra yaşadığınız yası bitirerek, pencerelerinizi, kapılarınızı hayata açın. Bu hayat sizin, ondan zevk almaya çalışın.”

Boşanma sonrasında en çok düşünülen kesim çocuklar olur. Boşanmış eşler “Evlenelim; ama çocuklar ne der, nasıl karşılar?” diye düşünürler. Ya da ikinci veya üçüncü evlilikte çocuğun ezileceğini, yeni eşin çocukla uyum sağlayıp sağlayamayacağını, ya da yeni eşin çocuğu istemeyebileceği kaygıları oluşabilir. Bu kaygıları destekleyen en büyük etken de toplumdur. Toplumda, ikinci veya üçüncü evliliklerde kadınlar açısından genellikle çocuklar risk faktörü olarak öne sürülmektedir.

Bu konuyu araştıran psikolojik çalışmaların çoğunda, çocukların bir anne ve baba ile büyümeyi istedikleri saptanmıştır. Özellikle yaş küçükken bu uyumun sağlanması daha kolay olmaktadır. En zor uyum yaşı ergenlik yaşı olmasına rağmen bu yaştaki çocuklar bile annelerinin veya babalarının evlenmesini istemektedirler. Aile yaşamı, ekonomik ve duygusal açıdan çocuğun tek yetiştirilmesinden daha doyurucudur. İki kişinin, ekonomik ve duygusal güçlerini birleştirmiş olmaları yaşama standartlarında bir iyileşmeyi de beraberinde getirmektedir.

İkinci veya üçüncü evliliklerde çocuklar ezilir diye bir korku duyuluyorsa, bu korku bir psikolog desteğiyle çözümlenmelidir. Sonuç olarak, siz mutlu olduğunuzda çocuklarınız da mutlu olacaktır.

Üvey anne ya da baba olmak, pek çok zorluğu beraberinde getirmektedir. Üvey ebeveynler eski masallarda olduğu gibi kötü, cezalandırıcı olmayabilirler. Üvey olmanın verdiği bazı güçlükler ve sorunlar mutlaka yaşanacaktır. Üvey anneler ve babalar çocuklarıyla ilişki kurmakta zorlandıklarını belirtmektedirler. Çocuk üvey ebeveynlerden sevgi, anlayış ve hoşgörü bekler. Çocuklara ikinci anne veya baba ile iyi anlaşıyor olmanın gerçek anne veya babaya haksızlık yapmak anlamına gelmediği iyice anlatılmalıdır. Bu durum, biz büyük bir aileyiz şeklinde yansıtılmalıdır. Bu ilişkilerde, üvey anne ya da baba olan tarafa sabretmek düşmektedir. Sabrı elden bırakmadıkları takdirde başarılı, iyi, hoşgörülü ilişkiler kurulabilecektir.