Gerçekten Bir Sinir Hastalığı Nedir?

Uzun zamandan beri yapılan bazı keyfî tanımlamaları, mesala sinir hastalığının bilinçaltı ile bilinç arasındaki çatışması şeklindeki tanımlamaları tamamıyla unutmak gerekmektedir. Bu konuda tartışmak kolay değildir. Çünkü bu görüşü tutan yazarlar çatışma olmadan hiçbir şeyin meydana gelemeyeceğine inanmaktadır. Bu iddia sinir hastalıklarının mahiyeti hakkında hiçbir açıklama yapmamaktadır. İddialı bir bilimsel düşünceye dayanan yanlış izah da bundan farklı değildir. Bu izah organik değişiklikleri kimyasal bir aksiyonda aramaktadır. Yapılan diğer tanımlamalar da bize yeni bir şey getirmemektedir. Sinirlilik deyiminden anlaşılan şey çabuk öfkelenme, güvensizlik, utangaçlık, kısacası, hayata uymayan ve duygusal hallerle dolu gibi görünen olumsuz karakter özellikleri ile ortaya çıkan her türlü belirtilerdir. Yazarlar sinirliliğin fazla gelişmiş bir duygusal hayatla münasebet halinde bulunduğu noktasında birleşmektedir. Yıllar önce, sinirli mizaçtan anladığımız şeyi anlatırken sinirlinin aşırılığa kaçan hassasiyetini meydana çıkarmıştım. Meydana çıkarılması güç olmakla beraber, bu karakter özelliği bütün sinirlilerde görülür. Araştırmalarını daha fazla derinleştiren bireysel psikoloji, bu hassasiyetin nedenini meydana çıkarmıştır.  Bu zavallı dünya yüzünde kendisini evinde hisseden, hayatın sevinçlerini olduğu kadar sakıncalı tarafını da paylaşmak isteyen, insanlığın mutluluğu için çalışmaya kararlı kimse, aşırı derecede hassasiyet göstermez. Aşırı derecede hassasiyet aşağılık duygusundan meydana gelmektedir. Mesela, kendisine güvenen, çözümlerini bulmak için hayat problemleriyle uğraşmanın gerektiğine inanan sinirli kimsede rastlanan sabırsızlık gibi bütün karakter özellikleri, tabiatıyla buradan doğmaktadır. Bu iki karakter özelliği, aşırı derecede hassasiyet ve sabırsızlık göz önünde bulundurulduğu takdirde, kuvvetli duygusal haller yaşayan insanların bulunduğu da anlaşılır. Buna, güvensizlik duygusunun, güvenli hale ulaşmak için çok güçlü çabalara zorlanması da ilave edilince sinirlinin üstünlüğü, aramasının nedeni anlaşılır. Üstünlük eğilimini taşıyan bu özelliğin yalnız kendi varlığını hesaba katan bir ihtiras şeklinde ortaya çıkmasının nedeni budur. Üstünlük eğilimi bazan hırs, cimrilik, kıskançlık, gıpda gibi topluluğun iyi karşılamadığı şekillere girer. Bunlar doğru yoldan bir çözüm bulacağına inanmadığı için zorlukları hile ile yenmeye çalışan insanlarda görülür.

Hayatın dokusu ilk yıllarda meydana gelir ve değişmez. Yalnız, ilgili kimse gelişme yanlışlığını anladığı ve bütün insanlığın mutluluğu için yeniden topluluğa katılma imkanına sahip olduğu takdirde değişikliğe uğrayabilir. Zararlı yönde gittikçe artan faaliyet gösteren çocuk sonraları başarısızlığa uğradığı takdirde sinirli olmaz. Fakat bu başarısızlığı suç, intihar arzusu ve ayyaşlık şeklinde gerçekleştirebilir. Sinirli insanın özelliklerini göstermeden çetin bir çocuk gibi ortaya çıkabilir. Görüldüğü gibi, problemin çözümüne yaklaşmış bulunuyoruz. Bu insanların aksiyonlarının fazla geniş olmadığını söyleyebiliriz. Sinirli normal insanlara nazaran daha dar bir aksiyon alanına sahiptir. Bu faaliyetin artmasının nedenini bilmek önemli bir sorundur. Bir çocuğun faaliyet alanının genişletilmesinin veya daraltılmasının mümkün olduğunu görünce, yanlış bir eğitimin bu faaliyet alanını hemen hemen tamamıyla hiçe indirdiğini öğreniriz, kalıtım probleminin bu işlerde bir rol oynamadığını anlarız. Sinir hastalıklarında görülen arazların hepsinin de kronik olduğunu, bazı organlarda yer alan fiziksel karışıklıklar veya ruhsal sarsıntılar arasına bu arazları koymak gerektiğini belirtmeliyim. Bunlar uzun zaman kaybolmazlar. Yeni bir araz herhangi bir problem karşısındaki tepkiden meydana gelir. Bir problemi çözme zorunluluğunun mahiyetini anlamak için uzun araştırmalar yaptık. Bireysel psikoloji insanların daima sosyal hazırlık isteyen problemlerle karşılaştıklarını ortaya atmak suretiyle bu alanı iyice aydınlattı. İnsan ilk çocukluğundan itibaren bu sosyal hazırlığı yapmalıdır. Çünkü bu onun gelişmesi için kaçınılmaz bir zorunluluktur. Böyle bir problemin daima, şok sonuçlarından söz açacak derecede büyük bir heyecan oluşturduğunu göstermeye çalıştık. Bu insanlar çeşitli mahiyet kazanabilirler. Mesela, hayal kırıklığı, dostluk gibi sosyal bir problem olabilir. Bunun deneyini yapmayan kimse var mıdır? Bundan sarsılmayan kim vardır? Sarsıntı her zaman bir sinir hastalığını göstermez. Sarsıntı ancak devam ettiği ve sürekli bir durum gösterdiği zaman bir sinir belirtisi ve gerçek bir sinir hastalığı mahiyetini kazanır. Bu durumdaki kimse başkalarına güvenemez. Başkalarından uzak kalır. Korku, utangaçlık, kalbin hızlı atması, terleme, sindirim organları karışıklıkları, sık sık idrara çıkma gibi organik arazlar ile bu sarsıntıyı açık bir şekilde belirtir. Bireysel psikolojide bu halin açık ve söz götürmez bir anlamı vardır ve bize bu kimsenin başkalarıyla münasebetler kurabilmesi için gereken yeteneği yeterli bir şekilde geliştirmediğini anlatmaktadır. Hayal kırıklığı onu yalnızlığa sürükler. Mesela, işinde zarar ederek şok geçirmesi durumunda değişiklik yaşadığı, sarsıntıya boyun eğmesiyle kendim gösterir. Aynı şeyi aşk için de söyleyebiliriz. Aşk meselesinin çözümü kolay değildir. Önemlidir. Anlayış ve sorumluluk duygusu istemektedir. Başarısızlık karşısında aşktan vazgeçen, bu vazgeçmede duyduğu heyecanlarla kendisini savunmaya çalışan, yeniden denemeye girişmeyen, bir hayat anlayışının etkisiyle bu kaçışında ısrar eden insan sinir hastalığına tutulabilir.

Yangınla karşılaşan herkes şok geçirir. Fakat bu şok, bundan zarar gören birey hayat problemleri için hazırlanmadığı zaman sürekli bir mahiyet kazanabilir. Bu durumun, bütün problemleri doğru bir şekilde çözmeye hazırlanmamış ve çocukluktan beri gerçekten işbirliği yapmamış olan kimselerin durumu olduğunu daha önce söyledik. Sinir hastası, çözmesi gereken problem karşısındaki başarısızlık acılarına daha büyük ıstırapları tercih eder. Değersizliğini belli etmektense sinir hastalığının bütün ıstıraplarına katlanmayı üstün tutar. Değersizliğini belirtebilecek her şeye karşı bütün gücü ile karşı koyar. Yalnız sinir hastası burada daha da ileri gider. Şok sonuçlarını kendisi oluşturmaz. Bu sonuçları arzu etmez. Bununla beraber, bu sonuçlar, ruhsal bir sarsıntının, bir başarısızlık duygusunun sonuçları şeklinde ve değersizliğini belirtecek tarzda kendini gösterir. Sinir hastası bu sonuçları yok etmek ister. Şu sözü daima tekrarlar: “İyi olmak istiyorum. Bu arazlardan kurtulmak istiyorum.” Bunun için doktora gider. Yalnız, değersiz görünmekten çok korktuğunu bilmez. Onun değersizliğinin acıklı esrarı aydınlanabilir. Şimdi gerçekten bir sinir hastalığının ne olduğunu görüyoruz. En büyük hastalıktan uzak kalma, fedakarlıkta bulunmadan bu amaca ulaşma arzusunu duyma, her ne pahasına olursa olsun, değerli görünmekte ısrar etme çabası… Ne yazık ki bu mümkün değildir. Onun için yapılabilecek tek şey, hayata daha iyi uyum sağlamasına .çalışmak, cesaretlendirmektir. Ceza, sertlik, baskı, zor yolu ile hiçbir şey elde edilemez. Hastanın kendisine güvenebilecek ve problemleri kendi kendine çözmeye çalışabilecek şekilde hazırlanması gerekmektedir. Aksi halde, kendisini bir uçurumun kenarında bulan, itilerek uçuruma yuvarlanmaktan korkan bir insanla karşılaşırız.

Sinir hastası da herkes gibi iç çatışmalarım yaşar ve gerçekleştirir. Yalnız çözümünün araştırılmasında başkalarından açık bir şekilde ayrılır. Sinir hastası çocukluğundan beri problem karşısında gerileyecek şekilde bir dinamik kanun doğurur. Bu problemler, bir başarısızlıkla, onun gururunu, sosyal duygudan çok uzaklaşmış kişisel üstünlük arzusunu, birinci olmak isteğini sarsabilir. Onun kuralı şudur: “Ya hep, ya hiç.” Daima, başarısızlığın yaklaştığını sanan birinin hassasiyetini gösterir. Düşman bir memlekette yaşayan kimsenin heyecanını duyar. Bütün bunlar ve duyduğu hassasiyet iç çatışmalarını sıklaştırır ve ciddileştirir. Hayat stilinin yaptığı kaçışı kolaylaştırır. Çocukluktan beri yaşanan ve başvurulan bu kaçış taktiği çoğu zaman bir “geri gidiş” e, çocukluk arzularına dönüşe benzemektedir. Sinir hastasının istediği şey, bu arzular değildir. Her türlü fedakarlık pahasına bir kaçışı sağlamaktır. Buradaki “kendi kendini cezalandırma şekilleri” cezalandırma değildir. Gururunun kırılmasından kendisini koruyan, kaçışın yaptığı rahatlama duygusuna ulaşmaktır. Sinir hastası kaçışıyla “güvenliğe” kavuşur. Organik ve ruhsal şok hallerini şiddetlendirerek kaçışını sağlar. Istırabı kişisel gururunun kırılmasına tercih eder. Önemi şimdiye kadar ancak bireysel psikoloji tarafından belirtilen ve çoğu zaman akıl hastalığında daha fazla görünen, üstünlük kompleksi adını verdiğim bu gurur, çok güçlüdür. İnsanı ileriye doğru iter. Sinir hastası kaçışı sağlamak için, bu kaçışı zorlaştıran her şeyden uzak kalmak zorundadır. Onda sadece kaçış düşüncesi, duyguları ve davranışları yer almaktadır.

Sinir hastası bütün ilgisini kaçış üzerinde toplar. Ona göre, ileriye atılan her adım bütün dehşetiyle onu uçuruma yaklaştırmaktadır. İşte bunun için sinir hastası bütün gücü, duyguları, yaşadığı kaçış araçları ile arka planda kalmaya çalışmaktadır.