Doğum Kontrolü

Hayati önem taşıyan bu konuyu yazmamın nedeni, 15 yaşlarında genç bir kızdan aldığım acı; ama çok düşündürücü mektuptur. Genç kız mektubunda fazla sayıda kardeşinin olmasının hem onun hayatını, hem de tüm ailenin yaşamını ne kadar zorlaştırdığını anlatmış ve dilinin döndüğü kadarıyla anne babalara çocuklarınızı seviyorsanız fazla çocuk yapmayınız diye acı bir şekilde yalvarmıştı. Çok akıllı ve bir o kadar da sevimli olan genç kız mektubunda şöyle diyordu.

“Kalabalık ailelerde sorunlar da çok oluyor. Her çocuğun istekleri farklı farklı, aile bu istekleri yerine getiremiyor. Hep ‘Seninki önümüzdeki ay’ şeklinde ertelemekten başka çare bulamıyor. Bu durumda çaresiz kalan anne baba çocuklarıyla güzel güzel saatler geçirmek yerine devamlı onları azarlamakla vakitlerini geçiriyorlar. Ben de iki kardeş olmak isterdim. O zaman sorumluluklarım da, sorunlarım da daha az olurdu. Her çocuğa düşen sevgi, ilgi, yakınlık, dostluk, yardımlaşma hatta imkânlar daha fazla ve doyurucu olurdu diye düşünüyorum. Lütfen insanlara aile planlamasını öğretin. Bu görev siz psikologlara da düşer. Başka çocuklar benim gibi mutsuz olmasınlar. Ben bunu diliyorum. Eğer mektubumu köşenizde yayınlarsanız bu duruma başka aileler düşmezler.”…

Mektup böylece devam edip gidiyor. Yaşı küçük ama aklı büyük sevimli genç bunları hem yazıyor hem de başkalarının acı çekmemesi için “Lütfen bir şeyler yapın” diyor.

Ünlü iş adamımız Sayın Vehbi Koç, Türkiye Aile sağlığı ve planlaması vakfını kurarak bu konuya olan duyarlılığını kanıtlamıştır. Tüm büyük değerli işadamlarımız bu vakfa parasal destek sağlamaktadır. Vakıf ve de ben doğum kontrolü konusunda sizlere yardımcı olmaktan gurur duyarız. Bakabileceğiniz kadar çocuk yapmanız gerektiğini aklınızdan çıkarmayın. Bilin ki çocuklar bu durumdan çabuk etkileniyor, acı çekiyor ve mutsuz oluyor. Hayatın her anının tadını çıkarın. Hayat yaşamak ve mutlu olmak içindir. Tüm soru ve sorunlarınız için beni arayabilirsiniz.

Anne Sütü Çok Değerli

Anne sütünün bebek açısından önemi büyüktür. Bu, günümüzde kesinleşmiş ve doğruluğu tam olarak ispatlanmış bir konudur. Unicef’in en büyük kampanyalarından biri ‘ANNE SÜTÜ BEBEK İÇİN ÇOK ÖNEMLİDİR’ kampanyasıdır. Gerçekten de sütün yerini hiçbir madde veya mama tutamaz. Yurtdışında satılan pek çok bebek mamasının paketinde aynen şu anda Türkiye’de sigaraların üzerinde zorunlu olarak konulan “Kanser yaptığı kesinleşmiştir” ifadesi gibi “Bu mama anne sütünün yerini tutamaz” ifadesi kullanılmaktadır. Mama firmaları bu ifadeyi büyük harflerle çok belirgin olarak yazdıktan sonra kendi mamalarının da ne ölçüde anne sütüne yaklaşabildiğini sayısal değerlerle kanıtlamaya çalışmaktadırlar. Hollandalı bilim adamları yaşamın en az ilk üç haftasında bütünüyle anne sütüyle beslenen çocuklarda, ileriki yıllarda beyin işlevlerinde görülebilen bozuklukların, diğer süt kaynaklarıyla ve mama ile beslenen bebeklere oranla yarı yarıya az olduğu konusunda yaptıkları araştırmaları yayınladılar. Gronigon Üniversitesi’nden Dr. Çaren Lanting ve meslektaşlarınca yapılan araştırmada, anne sütünün çocuğu hastalıklara karşı koruduğu, zekâ düzeyini yükselttiği, prematüre bebeklerde beyin zedelenmesini önlediği yolunda bilinen bulgulara ek olarak, ilk kez normal doğumlarda da anne sütünün beyin fonksiyonlarının zedelenmesine karşı koruyucu olduğunun anlaşıldığını belirtmektedir. Hamile eğitim merkezindeki eğitim çalışmaları sırasında çok eğitimli bir anne adayının, “Şimdiki mamalar anne sütü ile aynı, niye emzireyim” gibi bir tutum sergilemesi oldukça şaşırtıcı ve üzücüdür. Oysaki anne sütünün yerini hiçbir şey tutmamaktadır. Bebekleri elden geldiğince anne sütüyle beslemek gerekmektedir.

Hamilelikte Cinsel Yaşam

Hamilelikte cinsel yaşam dönemi, çiftin bütün düşüncelerini doğacak bebek üzerine yoğunlaştırdıkları bir dönem olmaktan çok çiftin birbirleriyle olan ilişkilerini olgunlaştırdıkları bir dönemdir. Bazı kadınlar bu dönemde cinsel ilişkiye aşırı bir düşkünlük gösterirler. Bazıları da kocalarına karşı soğuk ve isteksiz olur. Erkek, cinsel organıyla bebeğe hiçbir zarar veremez. Hamilelik döneminde cinsel ilişki zarar vermek bir yana kadının rahatlamasına yardım eder. Hamilelik sevişirken değişik pozisyonları denemek için en uygun dönemdir. Ek yastıklar büyük ölçüde yardımcı olabilir. Bedenin bozulduğu duygusuna kapılan kadına eşi yardımcı olmalıdır. Bununla ilgili olarak, erkek kadına çok çekici olduğu ve istendiği duygusunu vermelidir. Bunu karısını yemeğe çıkararak, ufak tefek armağanlar alarak verebilir.

Kadında hamilelik döneminde ortaya çıkan cinsel ilişkiye girme isteksizliği hamilelikten sonra da devam ederse vakit geçirmeden bir psikologa başvurmak gereklidir. Bazen de erkek hamilelik süresinde eşi ile cinsel ilişkiye girmekte zorlanabilir. Böyle bir durumda da bir psikologa danışmak doğru olacaktır.

Hamilelikte düşük tehlikesi varsa bu tehlike doktor tarafından bildirilir. Genel olarak bu tehlike ilk üç ayda biter. Hamilelik döneminde birçok çift cinsel ilişkide bulunmaktan büyük zevk alırlar. Hamileliğin herhangi bir döneminde sevişmeye ara verilmesi konusunda kesin kurallar yoktur. Her çiftin kurallarını koyması ve hayatın tadını çıkarmaları en iyi yoldur.

Hamile Eğitim Programı

Ülkemizde henüz yerleşmeye başlayan hamile eğitimi egzersizi, anne ve baba adaylarına fiziksel ve psikolojik yönden hamilelikle ilgili bilgilerin verildiği bir programdır. Bu programlarda jinekolog, çocuk doktoru, psikolog ve fizyoterapistler birlikte çalışmaktadırlar.

Öncelikle fiziksel olarak; kalp-damar uyumu, kas gücünün devamı ve kilo kontrolü açısından bilgiler verilir.

Psikolojik eğitime; gevşeme eğitimi ile başlanır. Kendine güven, korkuların giderilmesi diğer işlenecek konulardır. Psikolog; hamile annenin psikolojisi, süt çocuğu psikolojisi, emzirme dönemi, bebeğin psikolojisi gibi konularda bilgiler vermektedir.

Bazen hamile eğitim merkezleri tüm hamilelere kişiye özel eğitim programı düzenler. Bu tür eğitimler yurtdışında verilmektedir. Özellikle 6O’lı ve 7O’lı yıllarda bu eğitimler çok modaydı. Günümüzde ise yeniden arandır eğitimler haline geldiler.

Örnek Bir Ders Programı:

• Hamilelikte kas, iskelet sistemi değişiklikleri (karın kasları, Jatlaklar, göğüs)

• Hamilelikte psikolojik destek

• Hamilelikte cinsel hayat

• Doğum (video ile eğitim)

• Doğum sırasında solunum yöntemleri

• Doğum sırasında eş tarafından yapılması gereken masaj yöntemleri

• Diyetisyen tarafından hamilelik ve loğusalık diyeti

• Doğum komplikasyonları (dikişli, vakum, forceps uygulamaları)

• Özürlü çocuğun önceden tanısı

• Yeni doğan çocukta yapılması gereken testler

• Yeni doğan bebeğin bakımı, beslenmesi, emzirmenin önemi

Hamile eğitim programlarında bütün bu konularla ilgili hamilelere ve eşlerine bilgi verilmektedir.

Hamilelerin Psikolojisi

Hamilelik güzel geçirilmesi gereken bir dönemdir. Bu dönemde her anne adayında ortak özellikler görülür. Anne adayları bu dönemde çoğunlukla kaygı, heyecan ve korku duyarlar. Hele hele ilk doğumsa burada en önemli korku “Dayanamayacağım kadar acı duyacak mıyım?” korkusudur. Anne adaylarında “Doğum sancısına dayanabilir miyim?” endişesi olabilir. Bu konuda anne adaylarına ayrıntılı bilgi vermek gerekmektedir. İkinci korku ise bebeğin hangi cinsiyette olacağıdır. Toplumumuzda özellikle babalar ve aile büyükleri tarafından erkek çocuğun fazla istenmesi sonucu her annenin kafasını meşgul eden bir kaygı olarak hâlâ anneleri etkileyebilmektedir. Eğitim seviyeleri ne kadar yüksek olsa da anneler Türk toplumunda erkeklere verilen haklardan dolayı bebeğin erkek olmasını arzu edebilmektedirler. Üçüncü korku bebeğin sağlıklı olup olmayacağı korkusudur. Bu da anneleri endişelendiren bir düşüncedir. Anne adayları hamilelik dönemlerinde beslenmelerine çok dikkat etmelidirler. Hamilelik süresince doktora sormadan hiçbir ilaç kullanmamalıdırlar. Röntgen çektirmeden önce ya da diş muayenesinde hamile olduklarını mutlaka belirtmelidirler.

Özellikle bu dönemde yaşanan bir başka korku ise vücuttaki değişime bağlı olarak çirkinleşme, eşin artık karısını beğenmemesi ve arzu etmemesi korkusudur. Bu dönemde erkeklere çok fazla görev düşmektedir.

Hamilelik döneminde anne adayları spor yapmalıdırlar. Sporun iki önemli yaran vardır. Öncelikle yapılan sporla bu dönemde fazla kilo alınması engellenir. Sporun bir diğer faydası ise doğumu kolaylaştırmasıdır.

Hamilelik döneminin bir diğer korkusu da bu dönemde cinsel ilişkinin çocuğa zarar verebileceği düşüncesidir. Bu kadar korku yaşayan kadın zaman zaman sinirli ve duygusal olabilir. Tüm baba adayları annelerin hamilelik dönemlerinde onlara destek olmalı ve anlayış göstermelidir.

Bebek Sahibi Olmanın Yaşı Var Mı?

Yaklaşık son 30 yıldır, uzmanlar kadınları erken yaşta anne olmamaları konusunda bilgilendirmeye çalışmaktadırlar. Özellikle küçük yaşta anne olan bayanlarda pek çok tıbbi komplikasyon ortaya çıktığı bilinmektedir. Zaman zaman televizyon programlarında 13 yaşında anne olmuş kişilerle karşılaşabiliyorsunuz. 13 yaşındaki kişi daha fiziksel gelişimim tam anlamıyla tamamlamamıştır. Bu durumda hamile kalmak hem çocuk için hem de anne için çok tehlikeli olabilir. Bahsettiğimiz tehlike fiziksel bir tehlike olabileceği gibi ruhsal ve duygusal olarak henüz çocuk ve ergenlik arasında kalmanın kaygı ve endişelerini taşıyan bir genç kızın annelik yapabilmesi zor ve yıpratıcıdır. Yapılan araştırmalar erken yaşta hamile kalan genç anne adaylarında düşük yapma, ölü ve erken doğum olaylarını çok sık görülebileceğini vurgulamaktadır. Ama akla gelen en önemli soru şudur: Anneliğe hazır olmanın ideali nedir? Tıbbi olarak bilinen gerçek, erken yaşta yapılan doğumların anneye zarar verdiği ve çok zor olduğu yolundadır.

Olayı biz psikologların bakış açısından değerlendirirsek, evlilik tam olarak yerine oturmadan, kişiler birbirlerini iyi tanımadan çocuk yapılmamasını tavsiye edebiliriz. Çünkü günümüzde boşanmalar artmıştır ve kolaylaşmıştır. Çünkü boşanan kadın ve erkek çalışıyorsa özellikle kadınlar için “Bana kim bakacak”, “Ben ne olacağım” kaygıları ortadan kalkar; ayrıca baba evine dönme korkusu ve sıkıntısı devreden çıktığı için kişiler kendileri için bitmiş olan bu evliliği çocukları için sürdürmeme kararı alabilirler. Ancak boşanmalardan en çok zararı çocukların gördüğü hâlâ geçerli bir tespittir.

Ayrıca çocuk sahibi olmak, çok güzel, zevkli ve keyifli olma-102

sına rağmen bazı güçlükleri de beraberinde getirmektedir. Sorumluluklar, gece uykusuzlukları, yorgunluklar, çocukla ilgili kaygılar kişileri ve evlilikleri yıpratabilir. Eğer evlilik henüz oturmamışsa ve ufak tefek sıkıntılara, sorunlara göğüs gerip belli sıkıntılar zorlanmalar karşısında kişiler bir tecrübe kazanmamışsa çocukla birlikte gelebilecek olan zorluklar evliliği de temelinden zorlayabilir.

Evlilik öncesinde kişiler mutlaka hayatlarında yapmak istedikleri pek çok şeyi yapmalıdırlar. Dünyayı gezmek, motosikletle veya bisikletle dağlara tırmanmak, zorlu trekkinglere katılmak gibi.

Durumun bir başka karşıt ucu da çocuk sahibi olmakta geç kalmaktır. Kişiler çocuklarıyla oyunlar oynayarak, onun büyümesine katılarak birliktelikten tat alabilecekleri yaşı kaçırmamalıdırlar. Özellikle kadınlarda 42 yaşından sonra yapılan doğumlarda fiziki bazı komplikasyonlar çıkabileceği görüşü günümüzde tartışmalara açıktır. 40-45 yaş üzerindeki hamileliklerde zihinsel özürlü çocuk dünyaya getirebilme olasılığında artış görüldüğü vurgulanmaktadır.

Evliliğin ilk yılları biraz duygusaldır. Kişiler hem birbirlerini tanır hem de imtihan ederler. Daha sonra kişiler ev ve araba almak için birlikte işbirliğine girerler. Belli girişimler yapıldığında artık yavaş yavaş rahatlamaya başlamışlardır. İşler yoluna girmeye başlamıştır. İşte sıra keyif alınacak bir konuya gelmiştir. Artık temel sağlamlaşmıştır. Tanıma ve sınama bitmiştir.

Prof. Çiğdem Kağıtçıbaşı’nın “Çocuğun Değeri” araştırmasında çocuk isteme nedeni olarak, “yaşlılık garantisi” tutumunu benimsemeyen kişilerin çocuklarıyla daha mutlu ve keyifli ilişkiler kurduğunu tespit etmiştir. Karşılıklı doyum alışverişi bu ilişkilerde daha yoğun olmuştur.

Doğumun ideal zamanı diye bir tarih vermenin doğru olduğuna inanmıyorum. Ama kişinin kendisini hazır hissetmesine dikkat edilmelidir. Kişi hazır olduğunu hissedene kadar dikkatli bir şekilde korunmalıdır. Özellikle çiftler korunma yollarını çok iyi bilmelidirler. Pek çok kez “İstemeden oldu”, “Yanlışlıkla oldu”, “Farkına varmadan hamile kalmışım” sözlerini işitmekteyiz. Bu durum çocuk için çok acıdır. İstenmeden gelen bir misafir gibi istenmeden olmuş çocuk da birçok mutluluğu tadamayacaktır. Ve bu duyguyu ömür boyunca yaşayarak, kendi hayatına da taşıyabilecektir.