İlk Çocukluk Hatıraları

“Ben” in birliği hakkında belki çok az şey biliyoruz. Bununla beraber bu az şeyden uzak kalamayız. Ruh dünyasının bütünlüğü çeşitli görüşlere göre az çok önemsiz bir şekilde parçalara ayrılabilir ve yerle ilgili değişik üç veya dört anlayış, sürekliliğinde bölünemez. “Ben”i izah etmek maksadıyla, birbiriyle mukayese edilebilir, birbirine aykırı olarak gösterilebilir. Bilinçten, bilinçaltmdan, cinsiyetten, dış dünyadan hareket etmek suretiyle onu değerlendirmeye çalışmak mümkündür. Sonunda onu evrensel etkinliği, binici ile at arasındaki beraberlikte olduğu gibi bölünmez birliği içinde ele almak zorunda kaldık. “Ben”i bilinçaltından veya “altben”den çıkardığına inanılsa da inanılmasa da, “altben” sonunda, kibar ya da kaba bir şekilde, bir “Ben” gibi hareket etmektedir. Bilinçaltı veya “ben” denen şey,” bilinçsizlikle” veya belirttiğim gibi, “anlaşılmayan” şeylerle doludur. Daima bir sosyal duygu derecesini göstermektedir. Bu kavramlar psikanaliz tarafından kısmen kabul edilmiş, sunî sistemin içine alınmıştır.

Ruh hayatının sarsılmaz birliğinin problemini aydınlatmak için yaptığım teşebbüslerimde, belleğin dokusunu ve fonksiyonunu göz önünde bulundurmakta fazla acele etmem yanlış değildir. Eski yazarların daha önce müşahede ettikleri şeyi doğrulamak imkanını buldum. Belleği izlenimlerin ve duyumların toplandıkları bir yer gibi düşünmemek gerekir. İzlenimler “bellek bilgileri” gibi kendilerini göstermezler. Bu fonksiyonda birlikçi ruh hayatının bir kısım gücü ile, yani, “Ben” ile karşılaşmaktayız. Bunun rolü, tıpkı algının rolü gibi, izlenimleri hazır hayat stiline uydurmak ve onlardan hayat stiline uygun bir şekilde yararlanmaktır. Belleğin faaliyetinin izlenimlerinin, yutmaktan ve hazmetmekten ibaret olduğu söylenilebilir. Belleğin sadık bir eğilimi bulunduğunu söylemek için bu kinayeli söze dayanmak tabii ki doğru değildir. Ne olursa olsun, sindirim süreci hayat stilinin işidir. Hayat stilinin isteğine uymayan şey geri çevrilir, unutulur veya örnek, ihtar mahiyetinde saklanır. Kararı hayat stili verir. Hayat stili kendini güçlendirmeye karar verdiği takdirde sindirilmemiş izlenimlerden bu amaç için yararlanır. Bunun hatırlattığı ihtiyat karakter özellikleri bu fikirler nizamına bağlanır. Bazı izlenimler yarım, bunları ise dörtte bir ya da binde bir oranında sindirilir. Fakat sindirim süreci de, sadece duyguları veya kazanılan izlenimlerden ortaya çıkan durumları, sindirmeden ibaret bir yönde cereyan edebilir. İyi tanıdığım bir kimsenin adını unuttuğumu farz edelim. Bu, mutlaka bana antipatik gelen acı hatıraları yaşatan birinin adı olmaz. Adlarının ve kişiliklerinin, hayat stilinin gösterebileceği ilgiden geçici olarak veya bütün bütün uzak kalmaları da mümkündür. Böyle olmasına rağmen çoğu zaman bu kimse için önem taşıyan her-şey hakkında bilgiye sahip olabilir. Onu tasavvur edebilir onun yerini gösterebilir ve hakkında bilgi verebilirim ve bütün bunlar adını hatırlayamadan olabilir. O tamamıyla bilinç alanının içindedir. Bu, şu demektir: Bellek, üzerinde durulan duruma göre, tüm izlenimin parçalarını veya bu izlenimin tümünü kaybedebilir. Bu, bireyin hayat stiline uyan artistik bir melekedir. Görüldüğü gibi, tümü ile alman izlenimden ve sözle ifade edilen olaydan daha çok şeyler vardır. Bireysel kavrama, belleğe bireyin özelliğine uygun olayların alınmasını sağlamaktadır. Birey böylece meydana gelmiş izlenimi elde eder ve onu duygularla, durumlarla zenginleştirir. Her ikisi de bireyin dinamik kanununa uyarlar. Bu sindirim sürecinde bellek denen şey kendini gösterir. Belleğin kelimelerle, duygularla veya bir dış dünya görüşü ile kendisini ifade etmesi bizim için fazla önemli değildir. Bu süreç aşağı yukarı bellek fonksiyonundan anladığımız şeyi kapsar. Bunun sonucun olarak, izlenimler hakkında, ideal veya objektif bireyin karakterinden bağımsız bir kopya mevcut değildir. Şu halde, bildiğimiz hayat stili kadar bellek şeklini bulabiliriz. Hayat tarzına uygun belleğin çok görülen örneklerinden biri olayı canlandıracaktır:

Bir adam karısının “her şeyi” unutmasından acı acı şikayet ediyordu. Herhangi bir doktor her şeyden önce beynin organik bir hastalığını düşünebilir. Söz konusu kimsede böyle bir şey olmadığından, bir süre için arazları bir yana bırakarak hastanın hayat stilini esaslı bir şekilde ele aldım. Bu birçok ruh hekiminin kabul etmediği kaçınılmaz bir metoddur. Hasta sakin, sevimli, anlayışlı idi. Ebeveynleriyle anlaşamaması yüzünden despotik bir adamla evlenmek zorunda kalmıştı. Evlenmelerinden sonra kocası sık sık maddî bakımdan kendisine muhtaç olduğunu ve basit bir aileden geldiğini ona hissettiriyordu. Kadın uzun zaman kocasının tenkitlerine ve kınamalarına cevap vermeden dayandı. Kısa bir zaman sonra her ikisi de boşanmak istedi. Karısına tamamıyla egemen olmak olanağı otoriter kocayı bu aşırı kararı almaktan vazgeçirdi.

Sevimli ve şefkatli bir annenin ve babanın kızı idi. Bunlar kızlarında kınayacak bir şey bulamıyordu. Çocukluktan beri kızlarının başka çocuklarla oynamak istememesini ve işlerinde onlardan uzak kalmasını sakıncalı bulmuyorlardı. Kızlarının arkadaşlarıyla bir arada bulunduğu zaman mükemmel bir şekilde hareket etmesi, onları tutumlarında haklı gösteriyordu. Evlilikte yalnızlığından, okuma ile geçen zamanlarından, kendisinin de dediği gibi kocası ve başkaları tarafından yoksun edilmemesini istiyordu. Kocası ise, üstünlüğünü ona gösterecek daha fazla fırsatlar bulmak arzusunu duyuyordu. Esasen, ev işlerini yapmak hususunda zoraki bir çaba gösteriyordu. Yalnız, dikkati çeken şey, onun kocasının verdiği emirleri sık sık unutması idi.

Çocukluk hatıraları, işlerini yalnız başına yapmaktan daima büyük bir sevinç duyduğunu meydana çıkardı.

Okulda bireysel psikoloji okumuş olan kimse, bu hasta tarafından kabul edilen hayat şekillerini, yalnız başına yapabileceği işte başarılı olabileceğini, fakat aşkın ve evliliğin istediği karşılıklı işlerde böyle olmadığını ilk bakışta anlar. Kocası, yapısı gereği, onda bu yeteneği anlayabilecek olanağa sahip değildi. Bu kadın için en ideal amaç yalnız başına çalışmaya yönelmekti. Böyle bir çalışmada mükemmel hareket ediyordu. Davranışı sadece bu noktadan düşünülünce, onun en küçük bir kusurdan dolayı kınanması mümkün değildi. Fakat aşk ve evlilik için hazırlanmamıştı. Burada işbirliği yapamıyordu. Sadece bir teferruatı belirterek, cinsiyet şeklini tahmin edebiliriz: Soğukluk. Şimdi buraya kadar haklı olarak bir yana bıraktığımız arazı incelemeye başlayabiliriz. Bunu daha şimdiden anlıyoruz. Bellek yetersizliği, zorunlu işbirliğine karşı, az saldırgan şekilde yaptığı bir protesto tarzı idi. Bu işbirliğine hazırlanmamıştı ve ideal mükemmeliyet, amacının dışında bulunuyordu.

Bu gözlemlere dayanarak, bireyin faaliyetini görmek ve anlamak herhalde herkesin işi değildir. Fakat, Freud’un ve taraflarının bireysel psikolojiden elde etmeye çalıştıkları bilgi eleştiriye çok elverişlidir. Açıklamamızdan hastanın “sadece” kendini göstermek ve başkalarının ilgisini üzerine daha fazla çekmek istediği sonucunu çıkarabiliriz. Hasta kendi kendini mahkum etmektedir. Gerek Freud, gerekse Freud’un öğrencileri psikanalize muhtaçtır.

Çoğu zaman, karşılaşılan bir vakanın iyileştirilmesinin kolay veya güç olup olmadığı sorulmaktadır. Düşüncemize göre, karar tamamıyla var olan sosyal duygu derecesine bağlıdır. Şimdiki vakada, bu kadının yanılmasının, yetersiz hayat ve bir arada çalışma hazırlığının, oldukça kolay bir şekilde düzeltilebileceği zorluk çekmeden anlaşılır. Hekimiyle yaptığı dostça konuşmalarından ve kocanın aynı zamanda hekim tarafından yapılan eğitimi sayesinde, kadın bu bozuk daireden çıktı. Kadının bellek yetersizliği kayboldu. Çünkü bu yetersizliğin nedeni ortadan kalktı.

Şimdi her hatıranın, bireyi ilgilendirdiğini ve hayat stilinin, “ben”in üzerine yaptığı değişikliğin sonucunu anlayacak bir durumdayız. Bu, sadece güçlü veya zayıf hatıralar için geçerli değildir. Fakat parçalı, hatırlanması zor hatıralar, hatta, sözlü ifadesi kaybolmuş ve sadece duygusal nüans, ruh haleti şeklinde devam eden hatıralar için bile geçerlidir. Böylelikle oldukça önemli bir bilgiye ulaşıyoruz. Bu bilgi, ruh sürecinin ideal mükemmeliyet amacına doğru yönelmiş dinamizmasının kavranması için hatıra alanında düşüncelerden, duygulardan ve durumlardan meydana gelen şeyin açık olarak bulunması gerektiğini bize öğretmektedir. Daha önceden bildiğimiz gibi, “ben” kendisini sadece iş ile ifade etmez. Duyguları ve durumu ile de kendini belli eder.