İnsan Enerjisi Nereden Gelir?

Bu dünyada herhangi bir şeyi anlamak için önce onun hangi parçalardan  ibaret olduğunu ve onların  nasıl bir araya geldiğini, ikinci olarak da enerjisinin nereden geldiğini ve bu enerjinin uygun kanallara nasıl yöneltildiğini sormamız gerekir. Bir arabayı anlamak için önce çeşitli parçaları ve onların nerede olduklarını tanımlamamız, sonra da petrol enerjisinin mekanizmanın işleyişiyle nasıl dönme devinimine değiştiğini anlamamız gerekir. Donmuş bir su tulumbasını, bozuk bir televizyon aygıtını, esin kaynağı bir gök taşını, güzel bir çağlayanı, büyüyen bir ağacı yu da kızgın bir adamı anlamak için aynı sırayı izlemek gerekir. İskelete yapı, işleyişe ise işlev adı verilir. Evreni anlamak için onun yapısını ve işlevini inceleriz. Bir atomu anlamak İçin yapısını ve işlevini inceleriz. Sonra bir gemiyi yüzdürebilir ve bir atom motoru yapabiliriz.
İnsanoğlunun yapı olarak üç tür dokudan oluştuğunu ve bunların bir araya geliş biçiminin kişinin nasıl davranacağı ya da tepki göstereceğini kısmen belirlediğini görmüştük. Eğer şimdi salgı bezlerini ve beyni incelersek insanoğlunun işlevini görürken enerjisinin nasıl kontrol edildiği düşüncesinin başlangıçlarını elde etmiş olacağız.
Bildiğimiz kadarıyla insan enerjisi yiyecek ve oksijenden gelir. Bedeninde depoladığı miktarla birlikte adamın yediği yiyeceğin miktarı oksijen aracılığı ile oluşturabileceği enerji miktarını belirler. Sindirimin yaptığı şey yiyeceği, depolanabilecek ve gerektiğinde kimyasal değişimle enerji üretebilmek üzere kullanılabilecek oldukça basit maddelere değiştirmektir. Sirkeyle içme sodası bir bardakta karıştırılınca ısı üretir ki bu da enerjidir. Daha karışık bir biçimde beden içinde karıştırılan beden kimyasal maddeleriyle oksijen de, belirli miktarda yiyecek bedenin kullanımı için belirli miktarda enerji üretecek biçimde ısı yaratır. Bu ısının bedenin gereksindiği enerji türüne nasıl değiştirildiği henüz tümüyle açıklanmış değildir.
İki tür insan enerjisi ayırt edebiliriz: bedensel enerji ve zihinsel enerji (tıpkı bir otomobil gezisi için kullanılan enerjinin kısmen otomobilden, kısmen de sürücüden gelmesi gibi).
Salgı bezleri bedensel enerjinin hangi hızla kullanılacağını ve hangi genel amaçlara hizmet edeceğini belirlemede çok etkilidir. Tiroid bezi bir gaz pedalı gibi davranır ve bireyin yüksek ya da düşük hızda çalışmayı sürdürmesini sağlar. Adamın, yiyeceklerin sağladığından daha hızlı çalışmasına yol açıp her tür yedek kimyasal maddeyi, örneğin yağlan, gerekli enerjiyi sağlamak için kullanmasına neden olabilir ve bu yüzden tiroidi aşırı çalışan bir insan kilo verir. Öte yandan tiroid adamı o denli yavaşlatabilir ki kullanabileceğinden daha çok yiyecek alır ve fazlalık, yağ ya da başka maddeler halinde depolanır yani tiroidi az çalışan jnsan kilo alabilir.
Eğer biz tiroidi bir motorun gaz pedalına benzetirsek böbreklere yapışık olarak bulunan böbreküstü bezleri roket ateşleyicileri gibidir. Fazladan bir itişe gereksindiğimizde böbreküstü bezleri ani bir yüksek enerji sağlarlar. Bu, genellikle dövüşmemiz ya da kaçmamız gerektiğinde ortaya çıkar; Böbreküstü bezleri öfkeli ya da korkmuş olduğumuz zaman bizi eyleme hazırlayan salgı  bezleridir. Bazen yapabileceğimiz hiç birşey olmaksızın öfkeli ya da korkmuş olabilir ve fazlalık enerjiyi kullanamayabiliriz. Bu enerjiye birşey yapılmalıdır ve normal davranışın yolu kapalı olduğundan etkisini kalp kası ya da öteki iç organlarda gösterir ve çarpıntı ya da rahatsız edici duyumlara yol açar. Her durumda fazlalık enerji basitçe yok olmaz; zamanında döğüşmeyle ya da kaçmayla veya kalp çarpıntısı ya da öteki iç organların kasılmalarıyla kullanılmazsa ilerde göreceğimiz gibi kendini doğrudan ya da dolaylı olarak dışa vurma şansına ulaşıncaya dek depo edilir.
Gerek tiroid gerekse böbreküstü bezleri değişik insanlarda değişik biçimlerde düzenlenmiştir. Tiroidleri nedeniyle bazı insanlar her zaman devinim hafinde, bazıları ise her zaman yavaştır. Enerji çıkışının bu tür farklarının tiroid dışında nedenleri de vardır ancak huzursuzluk ya da ağırkanlılıkla uğraşmak durumunda olan bir kişi her zaman bu bezi de düşünmelidir. Aynı biçimde uyarılabilme farkları ortaya çıktığında da böbreküstü bezleri üzerinde durmalıyız. Bazı insanların böbreküstü bezleri o denli tetiktedir ki bedenleri sıklıkla bir karmaşa halindedir, oysa diğer insanlar öfke ya da panikle gelen hayvansal güç gereksinmesini hiçbir zaman duymazlar.
Tiroid, enerji için ne kullanıldığına bakmaksızın bireyin aktivitesinin toplam miktarını etkiler. Böbreküstü bezleri, bireyin kendisini tehdit eden ya da yoluna çıkan şeylerden ister kaçarak, ister tehdit eden gücü tahrip ederek, isterse o gücü bir telaş içinde bırakarak ayrılmasına yardım eden ek bir enerji sağlarlar.
Cinsel salgı bezleri de enerji çıkışını etkiler ve böbreküstü bezleri gibi saldıkları enerji belirli özel amaçlar için güç sağlama özelliğindedir. Diyebiliriz ki böbreküstü bezleri ayrılma ya da yok etme için ek güç sağlayarak özünü koruma içgüdüsüne yardımcı olurlar. Erbezleri ve yumurtalıklar ise belirli yapıcı etkinliklere ek ilgi sağlayarak cinsel içgüdüye yardım ederler. Pratik amaçları cinsel beraberlikle ilişkilidir ama saldıkları enerjinin bir kısmı yararlı biçimde yaklaşım, sevecenlik ya da yaratma duyguları taşıyan herhangi bir romantik veya yüceltilmiş etkinlikte de kullanılabilir.
Bu salgı bezleri üzerinde düşünürken onların yaratma ve tahrip etme arzu ve enerjisinin kaynağı olduğunu söylemeye hakkımız olmadığını, ancak bu bezlerin bu arzulara bir biçimde ek haz vermeye ve onlara ulaşmak için fazladan enerji salmaya hizmet ettiğini anlamamız gerekir. Salgı bezleri durgunlaşmış yaşlı kimseler de hala yaratabilir ya da yok edebilir ama onlar genellikle daha genç insanların coşkun uyarılmasına ve yoğunlaşmış enerjisine sahip değildirler.
Dahası, salgı bezleri salınan enerjinin özel kullanım biçimiyle de ilgili değildir. Örneğin, böbreküstü bezleri kolların ve bacakların kaslarını daha güçlü ve hızlı kılar, ama kol ve bacakların döğüşmek için mi yoksa kaçmak için mi kullanılacağını belirlemez. Cinsel salgı bezleri bireyin kendini güçlü ve huzursuz hissetmesine ve dış nesnelerin, özellikle başka insanların, çoğunlukla da karşı cinsten olanların daha çekici olmasına yol açar ama kişinin insanlara nasıl daha yakın olacağını ya da kimi seçeceğini belirlemez. Beyin olmaksızın yalnızca salgı bezleriyle bir insan, bir şişe mayalanma halindeki şaraptan daha girişimci olamaz. Bu, bir kedinin beyninin dış kesimleri çıkartılarak gösterilebilir. Böbreküstü bezlerinin etkisi altında o kedi, hemen hiçbir kışkırtma olmaksızın öfke nöbetlerine kapılacak ve şiddetli eylemlere hazırlanacaktır ama ne öfkesinin gerçek hedefini bilecek, ne de kendisini gerçekten tehdit eden herhangi bir şeyle etkin biçimde başa çıkabilecektir. Burnundan solur ama kime ya da nasıl eylemde bulunacağını bilemez. Belirli bir amacı gerçekleştirmede etkin bir eylem için beyine gereksinim vardır.
Salgı bezleriyle beyin arasında ilginç bir bağlantı, hipofiz beziyle, diğer bezleri kontrol eden ‘patron bez’le sağlanır. Beynin hemen altında yer alır ve beyinle, onun daha aşağı, daha ilkel kesimlerinin yönetiminde öteki salgı bezlerine kimyasal haberciler gönderebilecek biçimde yakın bir ilişki içindedir.
Düşünce ve duyumsama enerjisini kavramak, devinim enerjisini kavramaktan daha zordur ve onun kökeni hakkında güçlükle bir şeyler söylenebilir. Aklın aktif olduğu her zaman enerji kullandığı bilinir ve beynin elektrik dalgaları çıkardığı ve oksijen kullandığı gösterilebilir. Bu, aklın kullandığı enerjinin beden tarafından kullanılan enerjiden tümüyle farklı olmadığı anlamına gelir; olsa olsa aynı enerji farklı bir biçimde kullanılıyor olabilir. Beyinle beden ve beynin değişik kesimleri arasında elektriksel basınç farkı olduğu, bu farkların akıl aktif olduğu zaman değiştiği deneysel olarak gösterilebilir. Bu, zihinsel etkinliğe elektriksel değişikliklerin eşlik ettiğini gösterir.

Akıl enerjisinin önemli bir kısmı hiçbir şey yapmamakta, ya da daha doğrusu bir şeyler yapmaktan alıkonmakta kullanılır. Beynin temel işlevlerinden biri, bireyin, etkinliklerini yumuşatmak, sinir sisteminin diğer kesimlerinin beyni tam olmayan kedide olduğu gibi çılgınca koşuşmasını önlemektir. Daha alt sinir sistemini sıkıca denetlemek, tıpkı huzursuz bir at sürüsünü denetim altında tutmak gibi enerji gerektirir.
Aklın düzenli kalabilmesi için belirli düşünce ve duyguları uzaklaştırmada da zihinsel enerji gerekir. Eğer her türlü düşünce ve izlenimin engellenmeksizin bir arada bulunmasına izin verilse insan aklı saman yığını kadar karmaşık olurdu. Eğer olağan koşullarda birbirinden ayrı bulunan düşünce ya da duyguların espriler ya da utandırıcı durumlarda olduğu gibi bir araya gelmelerine izin verilse daha önce onları uzak tutmak için kullanılan enerji serbest kalır ve başka amaçlar için kullanılabilir; örneğin bir kahkaha patlamasını, gözyaşlarını ya da yüz kızarmasını başlatmada rol alabilir.
Örneğin toplumsal prestije ilişkin durumlarda ‘aşağılık duyanların’ sahip olduğu saygı duygusu genellikle zihinsel enerji kullanımıyla bu durumların uyardığı kızgınlık duygusundan ayrılır. Bazen bu hapsedilmiş kızgınlığın kendini bir başkaldırmada açıkça dışa vurmasına izin verilir. Bazı durumlarda onun bir kısmı kılık değiştirmiş biçimde bir espri olarak dışa vurulur. Sonra da önceden onu denetim altında tutmada kullanılan enerji dinleyicilerde serbest bıraktırılır ve bu da özgürleşen kızgınlığın enerjisine ek olarak dinleyicilerde gülümseme ya da gülme şeklinde görülen bir yüklenme yaratır.
Bu, otobüse binip bilet parasını ödemeyi reddeden bir kadınla ilişkili fıkrayla açıklanabilir. Şoför ya parayı ödememesi ya da otobüsten inmesi konusunda diretince kadın kibirle ‘Beni para ödemeye zorlayamazsınız. Ben müdür hanımlarından biriyim’ demiş.
Şoför umursamamış.
‘Müdürün tek karısı bile olsan fark etmez yine de para vereceksin’ diye yanıtlayarak diğer yolcuları da keyiflendirmiş.
Bu durumda dinleyiciler şoförün gerçekten yaptığı öfkenin başkaldırması ve özgür bırakılması sürecinin aynından kendi akıllarında sempatik bir biçimde geçerler. Şoför bu biçimde özgür kalan enerjiyi konuşmak, yoluyla gülümsemek için kullanmışlardır. Buna ek olarak her iki durumda da ‘zenginlik’ ve ‘çok eşlilik’ düşünceleri açıkça bir araya getirilerek enerji serbest bırakılmıştır. Bu ve diğer gizli bağlantıların açığa çıkması gülme, gülümseme, konuşma ya da rahatsızlığın dışa vurumuyla ilgili değişik kesimler tarafından kullanılan enerji bloklarını özgürleştirir.
Öyleyse enerjimizin yediğimiz yiyeceklerden ve soluduğumuz havadan geldiğini, salgı bezlerinin dinginlik ve heyecan anlarında enerjinin serbest bırakılma hızını belirlemede önemli bir rolü olduğunu, oysa aklın sonunda enerjinin  kullanılacağı  kesin  amacı  belirlediğini  gördük. Bu nedenlerle bir kişinin enerji çıkışının miktarı ya da yönü değiştirilmek istenirse üzerine gidilecek üç nokta vardır. Besin ve havadan enerji üretimini değiştirmek iç hastalıkları hekimliğinin alanına ait olup karaciğer, akciğer ve kas hastalıkları, kansızlık v.b. durumlarda ortaya çıkan bir problemdir. Salgı bezleri aracılığıyla enerji ortaya çıkışını değiştirmek, üzerinde iç hastalıkları uzmanları ve psikiyatristlerin birlikte çalışabilecekleri bir konudur. Enerji çıkışının akıl yolu ile kontrolü psikiyatrinin sorunudur ve bizim bu kitabın geri kalan kısmında üzerinde duracağımız da budur.Bu açıdan başka bir çok açıdan olduğu gibi o bir telefon bağlantısından ya da bir bilgisayardan farklı biçimde davranır. Eğer Fransa’da telefon bağlantılarından bir kısmı tahrip edilse o ülkede daha az telefon hizmeti olurdu. Aynı biçimde bir Fransızca çeviri bilgisayarının bazı ‘bellek tamburları’ tahrip olsa bilgisayar çeviri yeteneğinin çoğunu yitirecektir. Ama bir insan Fransızca öğrenirse bu bilgi beynin herhangi bir özel kesiminin tahrip edilmesiyle kısmen tahrip olamaz çünkü o fransızcayı beynin herhangi bir kesimi ile değil tümüyle bilir. Hiç bir ‘lisan kıvrımı’ yoktur.* Beynin bazı kesimlerinin yokluğunun bilgi, düşünme ve aklın diğer yönlerini bir bacağın yokluğundan daha fazla etkilemiyeceği söylenebilir. Aslında gerçek yaşamda bir bacağın yitimi sıklıkla beyin dokusunu yitirmekten daha çok akıl sorununa yol açar.