Kimlere inanmalıyız?

Bir çiftçi, hocaya “Bu öğleden sonra eşeğini bana ödünç verebilir misin?” diye sormuş.
“Sevgili dostum, bilirsin ihtiyacın olduğunda sana yardım etmeye her zaman hazırım. Gönlüm senin gibi inançlı bir adama eşeğimi verme arzusuyla dolu. Eşeğimle toprağının mahsûllerini evine taşımanı seyretmek gözümü okşar. Ama ne diyebilirim sevgili dostum? Şu an eşeğim bir başkasında” demiş hoca.
Hocanın içtenliğinden etkilenen çiftçi, ona hararetle teşekkür edip, şöyle demiş, “Sağlık olsun, sen bir şey yapamasan da nazik sözlerinin bana yardımı oldu. Tanrı seni korusun, soylu, kibar ve bilge hoca.” Ama tam çiftçi yerlere kadar eğilmiş hocayı selamlarken, ahırdan canhıraş bir anırma duyulur. Yerinden sıçrayan çiftçi, hocaya şüphe içinde sorar, “Bu işittiğim de nedir? Demek eşeğin burada, anırtısını duydum.”
Hoca öfkeden mosmor olmuş bir halde bağırır, “Seni nankör adam. Sana eşeğin burada olmadığını söyledim ya, kime daha fazla inanıyorsun, mollaya mı, eşeğin aptal anırtısına mı?”
Kavramsal açıdan, aile terapisi, bireysel terapiye tezat teşkil eder. Bireysel terapi, bireyle ilgilenip, terapist ve hasta arasında ikili bir ilişki kurarken; aile, aile terapisi için gerekli olan özdür. “Aile terapisi” terimi, tedavi aşamasının özel bir şeklini ifade eder, zorunlu bir teori veya aile tedavisi metodunu belirtmez. Teorilerin ve metotların yerine, çeşitli hareket noktalarından geliştirilmiş tedaviye yönelik görüşler vardır.