Psikoterapide Kültürler

Bugün kültürlerarası problemin önemi gittikçe artmaktadır. Eskiden insanlar büyük mesafelerle ayrılmıştı ve sadece birbirleriyle alışılmamış olaylar sonucu karşılaşıyorlardı. Bugün modern teknoloji kültürlerarası temas olasılığını dramatik şekilde arttırmıştır. Sabah gazetemizi açtığımızda bile günlük hayatımızın sınırlarını aşar ve çeşitli kültürel çevre ve toplumlardan insanların yüz yüze geldiği problemlerle temas kurarız. Kural olarak, bu olayları, kendi alıştığımız düşünce yolu bağlamında anlarız. Kolayca eleştirme eğilimindeyizdir, diğer insanlara güleriz veya sözde geç anlamaları, saflıkları, vahşilikleri veya anlaşılmaz düşüncesizlikleri yüzünden onları lanetleriz.
Ama yabancı kültürlerle temasımız yalnızca medya aracılığıyla sağlanmaz, gerçek hayatta da yaşanır. Yabancı uyruklular semtimizde yaşıyor olabilir ve işimizde başka bir kültürün üyesiyle yan yana çalışıyor olabiliriz. Tatile gittiğimizde, değişik kültürlerde ve ziyaret ettiğimiz ülkelerde gördüğümüz farklılıklar bizi çeker. Emin olun bu temaslar her zaman sorunsuz olmaz. Genellikle ileride belli bir topluma karşı nefret doğurabilecek her tür yanlış anlamalar, korkular, kavgalar, güvensizlik ve önyargılar olabilir. Kültürlerarası psikoloji, insanların birbirleriyle etkileşimindeki rahatsızlıkları yaratan ve bunları doğuran nedenlerle ilgilenir. Kendi deneyimimde, kültürlerarası problemlerin bir kısmının belli ölçüde kısmen açık ve net anlatıldığı ama aynı zamanda bir kısmının günlük etkileşimin içinde yüceltilip, farklılaştığı özel bir durumun geliştiğini keşfetmiştim. Burada iki farklı kültürden gelen insan arasındaki evlilikten bahsediyorum.
Kültürlerarası iş dünyası, özel küre ve kültürlerarası politikanın yanı sıra, yabancı işçilerin bir ülkede iş bulmasına veya ülkenin bu emekçileri “ithal” edip etmediğine bakmadan, önem kazanıyor. Önceden sezilen gelişmelere dayanarak, kişi, kültürlerarası problemlerin geleceğin büyük sorunlarından biri olarak karşımıza çıkacağını görebilir.
Kültürlerarası yöntemde, ele alınan kültürde geçerli kavramlar, normlar, değerler, davranış şekilleri, ilgi alanları ve bakış açıları ile ilgileniriz. Bu yaklaşım, bir topluluğun karakteristik özelliklerini içerir, ve toplu normları ve davranış kalıplarını rehber olarak kullanır. Bu değerleri nesnelleştirmenin bir yolu, ulusun kanunları ve yasal normlarını kıyaslamadır. Fakat benim için daha da enteresan olan, bir kültürün tipik sayılan;çatışmaları, günlük davranış kalıpları, ve olası çözümleridirki bunlar tekrar tekrar ortaya çıkar ve oldukça düzenlidir. Ama tam bu noktada, kültürlerarası yöntem için iki taraflı bir tehlike söz konusudur: İlk olarak, kültürlerarası yaklaşım; çeşitli görüşler arasında aracılık etmeye çalışır, çatışmalar hakkındaki tartışmalarda önyargıları kırmaya yarayacak farklı bir iletişim gerekli bulmaya çalışır, “Alman”, “İranlı”, “Ortadoğulu”, “İtalyan”, “Fransız”,v.b etiketlemeler ile stereotiplere ve önyargılara uzanır. Bu sebeplerden ötürü kültürlerarası tanımların daima istisnalara izin veren ve bireysel durumunla anılan örnekler çıkarımlar ve istatiksel çoğunluk ilişkileri olduğunu hatırlamak önemli görünüyor. Bu anlamda, paradokslar olasıdır ve onlarla sık sık karşılaşırız. Dakikliği, düzenliliği ve doğruluğu çok ciddiye alan “Prusyalı” Ortadoğulu; dakiklik konusundaki hoş görüsü ve gevşek tavırları yüzünden özellikle Ortadoğu’da bir pazara yakışacak “Ortadoğulu” Prusyalı kadar sıradandır. Bu kültürlerarası sorunun öznesi olan ‘kültür’ denen şey nedir? Hala kapalı, olgun, net tasvir edilmiş kültürel birlik var mıdır?
Kültürel birimler bir haritaya çizilebilir. Bu şunu gösterir ki bunlar bir şekilde insanlar arası hayat, toprağın coğrafi öncelikleri, ortak tarih, ve edinilen sosyoekonomik düzey aracılığıyla birbirine bağlıdır. Bu yolla doğan bir birim içerisinde, kendi adetleri veya başka bir kültürel çevreyle örtüşen yaşam tarzı nedeniyle diğer gruplardan ayrılan alt gruplar vardır. Bu son gelişme günümüzde bir çok şekliyle, geleneksel tarım toplumları ve endüstriyel toplumun karşı karşıya gelmesinde görülebilir. Bu karşı karşıya gelmeler Üçüncü Dünya ülkeleri ve Ortadoğuda en şiddetli haliyle yaşanıyor.
Sosyal sistemler, üretim şekilleri ve felsefeler kültürel farklarla birbirine karışmıştır. Kültürler arası fenomenine bakma yöntemi, sadece büyük, iletken kültürleri kapsarsa yetersiz kalır. Bu yöntem aynı zamanda alt kültürel gruplara, yaşayan halklara ve aileye de bakmalıdır. Ve her kültürün özel normları ve değerleri olduğu gibi, bu alt grupların her birinin kendi özellikleri vardır. Bu alt gruba bir örnek de, sadece aile üyelerince anlaşılabilecek ve yaygın sosyal düzene uyması olası olan veya olmayan normları bünyesinde barındıran kavramların olduğu ailedir: “Bizim evimizde, eve geç gelmek önemli değildi. Önemli olan orada bulunmandı. Bunu her zaman çok hoş bulmuşumdur. Geç geldiğim her defasında ailemin beni hoş karşılaması, benim için daima sevgi ve güvenin işareti olmuştur. Dakiklik baskısından özgür olduğum benim için cennet olan bu dönem okula başladığımda sona erdi. Bu konuda sonu gelmeyen tartışmalar oldu, ve hala da oluyor” (Kalp rahatsızlığı olan bir hastanın 42 yaşındaki karısı).
Kültürel çevreler olduğu gibi, içinde her insanın kendi kültürel sistemini geliştirdiği ve bu sistemle diğer sistemleri karşı karşıya getirdiği, eğitsel çevreler de vardır. Kültürlerarası problemin temelinde yatan prensip, böylece, insanlar arası ilişkiler ve çatışmayla başetmenin bilişsel yöntemleri için prensip haline gelir. Bu şekilde psikoterapinin konusu olur.
Böyle bir terapinin hedefi, kültürel, toplumsal, ailesel ve kişisel farklılıkları gözardı etmek olmamalıdır. Daha doğrusu, bir tarafta baş gösterebilecek çatışmalarla başetme olasılıkları varken, bireysel karakteristikler kadar, kültürel özgünlüğü de tanımak önemlidir. Dilbiliminden bir örneği kullanırsak: Her kişinin kendi ana diline sahip çıkması önemlidir ama diğer kişilerin kendisini anlamasını sağlayacak bir diğer lisanı da konuşabilmelidir. Kültürler-arası psikoterapi, çatışmalar hakkında iletişim yerine geçebilecek, bu tarz bir lisanı yaratmaya çalışır.