Şımartılmış Çocuğun Hayal Dünyası

Bireysel psikoloji bir kimsenin, ancak kendisiyle ilgili hayat problemlerini çözerek, kabul ettiği davranış çizgisini gözlemek suretiyle anlaşılabileceğini bildirmektedir. Bu davranışın nasılı ve niçini dikkatle gözlenmelidir. İnsan hayatı insanın imkanlarıyla başlar. Bunlar gelişme imkanlarıdır. Bu gelişme imkanları elbette herkes için farklıdır. Bu ayrılıkları ancak yapılan işlerle anlayabiliriz. Hayatın başından beri gördüğümüz her şey, doğuşun ilk gününden itibaren güçlü bir şekilde çevre olaylarının etkisi altında kalır. Bir araya gelen iki etki, katılımın ve çevrenin etkisi, çocuğun malı olur. Çocuk gelişme yolunu bulmak için bundan yararlanır. Esasen, yönsüz, amaçsız bir yol veya bir davranış düşünülemez ve izlenemez. İnsan ruhunun amacı zaferdir. Mükemmelliktir. Güvenliktir. Üstünlüktür.

Çocuk, vücudunun ve dış dünyanın kendisine duyurduğu etkilerden yararlanmanın yolunu bularak, yapıcı kudreti ve kapasitesi ile az çok yetinmek zorundadır. Kelimelerle ifade edilmeyen ve düşüncelerle değerlendirilmeyen davranışının temelini meydana getiren hayat anlayışı, kendi şaheseridir. Böylece çocuk dinamik kanununu elde eder. Bu kanun, bir eğitimden sonra, hayat stilini belirlemede kendisine yardım eder. Yaşadığı sürece hayat stiline göre düşündüğünü, duyduğunu ve hareket ettiğini görmekteyiz. Bu hayat stili daima çocuğa dış yardımın sağlandığı koşullar içinde gelişmektedir. Aile çevresinden başka bir çevrede menfaat gözetmeyen bir yardım zorunluluğu ortaya çıktığı zaman, hayatın daima değişen koşulları içinde böyle bir hayat stili tamamıyla yerinde görülmektedir.

O zaman ortaya çıkan sorular şunlardır: Hayatta alınması uygun olan durum nedir? Hangi hayat problemlerinin çözümü düşünülmelidir? Bireysel psikoloji imkan nisbetinde bu sorulara cevap vermeye çalışmaktadır. Hiç kimse tam gerçekliğe ulaşamaz. Genellikle doğru olarak kabul edilen somut bir    i çözüm, en azından şu iki nokta ile kendini kabul ettirmelidir: Bir fikir, bir duygu, bir aksiyon ancak bir ebedilik görüşüyle doğru kabul edilebilir. Öte yandan, müşterek hayatın mutluluğunun ve selametinin şaşmaz bir şekilde ebediyet düşüncesinden meydana gelmesi gerekmektedir. Geleneksel problem için olduğu kadar yeni problemler için de, bunun doğru olması gerekmektedir. Hayatı, problemlerle olduğu kadar daha az önemli problemlere de uygulamalıdır. Herkesin kendisine göre çözmesi gereken ve çözdüğü üç büyük hayat problemi; topluluk, iş ve aşk sorunları ancak topluluk yararına yapılan çabanın hayatî bir sorun olduğuna inanan insanlar tarafından doğru olarak düşünülebilir. Yeni problemler karşısında bir kararsızlık ve şüphe ortaya çıkar. Bu, kaçınılmazdır.

Bir insan ancak, hayat problemleri karşısında tepkisi bulunmayışının nedeni iyi anlaşılınca değerlendirilebilir. Bireysel psikoloji pratik psikolojidir. Yapıcı tasvip, bütün bu etkilerden yararlanılması üzerinde durur. Topluluk yararına yapılan çabanın hayatî bir sorun olduğunu düşünen ve her durumda özel olan şeyi görmeyen kimse, kaderimizi kötü yapan, etkin nedenlere, eğilimlere, içgüdülere kolaylıkla inanabilir.

Sosyal duygunun köklerini araştırırken ilk ve en önemli faktör olarak anne ile karşılaşırız. Ona bu rolü tabiat vermektedir. Annenin çocuğu ile ilişkisi içten gelen bir işbirliğidir. (Hayat ve faaliyet birliği). Her ikisi de bu içten münasebetlerden yararlanır. Bu, bazılarının sandığı gibi, annenin çocuk tarafından tek taraflı, sadık bir istismarı değildir. Baba, öteki çocuklar, yakın akrabalar ve komşular, çocuğu topluluğun bir düşmanı gibi değil de, hak bakımından eşit bir işbirlikçi halinde alıştırarak bu faaliyeti kolaylaştırmalıdırlar. Çocuk başkalarının işbirliğine güvenebildiği ölçüde kendiliğinden işbirliği yapma arzusunu duyar. Bütün imkanlarıyla işbirliğine katılır. Fakat, belli bir şekilde aşırılığa kaçan sevgi ile taşan, çocuğu yerine düşünen, duyan, hareket eden, iş yapan, hatta konuşan bir annenin çocuğu bir parazit halinde gelişmeyi ve herşeyi başkalarından beklemeyi tercih eder. Daima öne geçer. Kendisini önemli bir kişi sayar. Herkesi kendisine hizmet etmeye zorlamak, herkesi parmağının ucunda oynatmak ister. Bencil eğilimler geliştirir. Başkalarına egemen olmağı, başkaları tarafından beğenilmeyi, hiçbir zaman vermeden daima almayı kendisine hak sayar. Bir veya iki yıllık bu çeşit hazırlık çocuğun sosyal duygusunun gelişmesini ve işbirliği eğilimini tamamıyla ortadan kaldırır.

Zaman zaman başkalarına dayanan, başkalarına egemen olmaya çalışan şımartılmış çocuklar kısa bir süre sonra sosyal duyguyu ve işbirliğini isteyen bir dünya, çekilmez buldukları bir dünya ile karşılaşırlar. Aldandıklarmı gören bu çocuklar başkalarını suçlar. Hayatta yalnız düşmanlık prensibini görür. Soruları kötümser bir mahiyet taşır: “Hayatın bir manası var mıdır?”, “Yakınımı neden sevmeliyim?” Bunların topluluğun isteğine uymalarının tek nedeni, aykırı hareket ettikleri takdirde karşılaşacakları tepkilerden ve cezalardan korkmalarıdır. Toplulukta iş ve aşk problemleri ile karşı karşıya geldikleri zaman sosyal menfaat yolunu bulamayarak şok geçirirler. Bunun organik ve ruhsal etkisini duyarlar. Bir başarısızlık gibi düşündükleri şeyden sonra, yalnızlığı ararlar. Bununla beraber, çocukluklarından beri kazandıkları durumlarında bir haksızlığa kurban gittiklerini düşünmekte ısrar ederler.

Şimdi, bütün karakter özelliklerinin yaradılıştan gelmediğini, bu özelliklerin aynı zamanda ve her şeyden önce, tamamıyla hayat stiline bağlı münasebetleri ifade ettiğini de öğrenmiş bulunuyoruz. Bu özellikler çocuğun yapıcı faaliyetinden meydana gelen ortak bir eserdir. Şımartılmış, bencilliğe teşvik edilmiş olan çocuk az veya çok, bencil özellikleri geliştirir. Her şeyi ele geçirmek isteyerek kıskanç olur. Bir düşman memlekette yaşıyormuş gibi, aşırı derecede hassas, sabırsız, duygusal krizlere elverişli ve haris bir varlık haline gelir. Bunlara yalnız kalma eğilimi ve aşırılığa kaçan ihtiyat özellikleri katılır.

Elverişli bir durumda bulunan şımartılmış bir kimsenin gidişatını anlamak her zaman kolay değildir. Elverişsiz bir durumda bulunduğu ve sosyal duygusu denemeden geçirildiği zaman bu iş daha kolay olur.

Şımartılmış kimselerin dünya hakkındaki görüşleri, düşünceleri gerçek dünyadan çok farklıdır. Bunların insan oluşlarına olan intibak güçleri az veya çok kaybolmuştur. Bu ise onların sürekli hayatla çatışmalarına yol açar. Bu çatışmanın zararlı sonuçları çevrede üzüntü yaratır. Onları çocuklukta gürültücü, şikayetçi çocuklar, sonraları suçlular, intihar etmek isteyenler, sinir hastaları, uyuşturucu madde tiryakileri arasında birbirlerinden farklı olarak görmekteyiz. Bunlar çoğu zaman tatmin edilmemişlerdir. Başkalarının başarıları karşısında çaba gösterecekleri yerde, sadece büyük bir kıskançlık duyarlar. Sürekli başarısızlıkla karşılaşmaktan, önemsizliklerini belirtmekten korkarlar. Çoğu zaman hayatın isteklerinden kaçarlar. Bu kaçışın bahanelerini bulmakta zorluk çekmezler. Bu insanların bazıları hayatta başarı gösterir. Bunlar güçsüzlüklerini gideren ve kusurlarından yararlanan kimselerdir.

Bu kimselerin iyileştirilmeleri ve değiştirilmeleri ancak ruh yolu ile mümkün olabilir. Başarısız olmalarında hayat stillerinin oynadığı role yavaş yavaş onları inandırmak gerekir. Önleyici tedbir burada bana daha önemli görünmektedir. Aile özellikle anne, çocuğunu şımartacak kadar sevgisini ileri götürmekten sakınmalıdır.