Vücut ve Ruh Problemleri

Madde adını verdiğimiz her şey bir bütün haline gelme eğilimini göstermektedir. Artık bundan şüphe edilemez. Genel olarak, atom, bu bakımdan canlı hücre ile mukayese edilebilir. Her ikisi de gizli ve gerçek güçlere sahiptir. Bu güçle kısmen maddenin şeklini ve sınırlarını, yine kısmen başka öğelerin meydana gelişini belirtir. Bunlar arasındaki asıl ayrılık, şüphesiz, atomun kendi kendine yetme olanağının tersine hücrenin beslenme değişikliğinde yer almaktadır. Hücrenin, atomun içindeki ve dışındaki hareketi büyük ayrılıklar göstermektedir. Elektronlar hiçbir zaman hareketsiz olmaz.Ve Freud’un ölüm arzusu ile ilgili anlayışında ileri sürdüğü gibi bir duraklama eğilimi, tabiatın hiçbir yerinde görülmez. Onları en açık şekilde birbirinden ayıran şey, büyümeye, şeklin muhafazasına, çoğalmaya ve kesin ideal şekline yönelen eğilime imkan veren hücrenin özümleme ve işe yaramayan maddeleri dışarı atma işidir.

Varoluşu bizim için fazla önemli olmayan canlı hücre, kendisine zahmetsizce sürekli koruma sağlayan ideal bir çevrede bulunsaydı daima olduğu gibi kalırdı. Zorlukların baskısıyla, anlamadan hayat süreci adını verdiğimiz şey şu veya bu çareye başvurmak zorunda kaldı. Tabiatta yer alan sayısız değişiklikler arasında, daha iyi imkanlara sahip, en iyi şekli bulabilen ve böylelikle, çevreye en iyi tarzda uyabilen bireyler başarıya daha fazla yaklaşırlar. Hayatın yeryüzünde var olduğu yüz binlerce yıldan beri, en basit hücrelerle insanları yaratacak ve aynı şekilde, çevrelerinin kuvvetli saldırılarına karşı koyacak durumda olmayan milyarlarca varlığın yok olmasına açacak kadar zaman geçti.

Danvin’in ve Lamark’ın en önemli görüşlerini birleştiren bu anlayış hayat süreci, dış akım ve dış dünyanın isteklerine sürekli uyma amacını izleyen bir eğilim gibi düşünülmelidir.

Bir amaca yönelen ve durmadan dinlenmeden devam eden bu çabada, görüş açısına göre, ruh veya zeka adı verilen ve diğer bütün “ruh melekelerini” kapsayan bir meleke gelişti. Deney üstü bir alanda hareket etmemize rağmen,hayat sürecindeki her şeye ait bulunan ruh, kendisini doğuran canlı hücrenin temel karakterini göstermektedir. Bu temel karakter, dış dünyanın istekleriyle sürekli ve elverişli bir anlaşmaya ulaşmak, ölümü yenmek, son ideal şekline yönelmek ve oluş esnasında bu amaçla hazırlanmış fiziksel güçle beraber, karşılıklı bir etki ve yardım ile, üstünlük, tamlık, güvenlik amacına kavuşmak çabasında yer almaktadır. Vücudun oluşundaki gelişmede olduğu gibi, ruh gelişmesinin yönü, dış dünyanın karşımıza çıkardığı problemlerin doğru çözümü ile zorlukları yenebilmek için sürekli istikamet almaktadır. Elverişsiz vücut gelişiminin sonucu olan her yanlış çözüm ve yolunu şaşırma, bireyin yok edilmesine yol açabilen başarısızlıkla zararlı olduğunu isbat etmektedir.

Başarısızlık süreci bireyi aşabilir ve onunla bir arada bulunanlara, ondan meydana gelenlere zararlı olabilir. Aileleri, aşiretleri, milletleri ve ırkları en büyük zorluklarla karşı karşıya getirebilir. Oluşta daima olduğu gibi, bu zorluklar, yenildikten sonra, çoğu zaman büyük başarılara, büyük bir dayanma gücüne yol açabilirler. Fakat birçok bitkiler, hayvanlar, insanlar çoğu zaman bu merhametsiz kendi kendini temizleme sürecinin kurbanı olmuşlardır. Bu anlayıştan, dış dünyanın zorluklarını, avantajlarım ve sakıncalarını başarılı bir şekilde yenebilmemiz için fiziksel süreçte vücudu, faaliyetine göre,yaklaşık bir dengede tutmak çabasını göstermemiz gerekmektedir. Eğer bu süreçlerin yalnız bir yanı düşünülürse (tek yanlı olarak) bir vücut “bilgeliği” görüşüne ulaşılır. Fakat ruhsal süreç de bu bilgeliğe başvurmak zorundadır. Bu bilgelik ruhsal süreci dış dünya problemlerini daha elverişli bir şekilde çözebilecek ve vücutla ruh arasında sürekli faal bir dengeyi devam ettirebilecek bir duruma ulaştırır. Bir ölçüde, oluş derecesi bu dengeye yardım eder. Oysa ki çocuklukta görülen üstünlük amacı, hayat stili, bireyin dinamik kanunu faaliyetine yardım eder.

Şu halde, hayatın dinamik kanunu, zorluklar karşısındaki zaferdir. Korunma içgüdüsü, vücut ve ruh dengesi ve tamlık eğilimi buna bağlıdır.

Korunma içgüdüsünde, tehlikeyi anlama ve tehlikeden uzak kalma yeteneği vardır. Ölümden sonra vücut bakımından devamlılığı sağlamak için birçok çocuk meydana getirme, insanlığın gelişmesi için işbirliğinde yer almaktadır.

Oluş mucizesi, aynı zamanda varlığı için gerekli bütün öğeleri muhafaza etmek, tamamlamak ve değiştirmek için vücut tarafından yapılan sürekli çabada kendini göstermiştir. Yaralanma halinde kanın pıhtılaşması, su, şeker, kalsiyum, albümin maddelerinin dengesinin geniş ölçüde sağlanması, kanın ve hücrelerin dirilmesi, iç salgı bezlerinin ahenkli aksiyonu, oluşun eserleridir ve organizmanın dış saldırıları karşısındaki dayanma gücünü göstermektedir.

Ruhsal denge sürekli tehlike ile karşılaşır. Tamlık eğiliminde insan ruhsal bir tansiyon içinde bulunur. Ve tamlık amacına ulaşmak için sahip olduğu zayıf imkanlardan haberdardır. Onda huzur, değer, mutluluk duygusunu oluşturan şey, sadece yükselme eğiliminde tatmin edici bir dereceye ulaştığı zamanki duygudur. Amacını izleyen an, onu yeniden daha uzağa sürükler. Burada şu gerçekliği görmekteyiz: İnsan olmak, sürekli olarak ödümlemeyi isteyen aşağılık duygusuna sahip olmaktır. Aranan ödümlemenin yönü, aranan tamlığın amacı kadar değişiktir. Hissedilen aşağılık duygusunun fazlalığı ölçüsünde ödümleme kuvvet kazanır. Heyecan nöbetleri şiddetli olur. Fakat duyguların, heyecanların ve duygusal hallerin saldırıları vücut dengesi üzerinde etkisiz kalmaz. Organizma değişikliklere uğrar. Kan dolaşımında, salgılarda, kan enerjisindeki bu değişiklikler bireyin hayat stiline göre farklılaşır. Devam ettikleri takdirde organik fonksiyon nevrozu kendini gösterir. Psikonevrozlar gibi, onlar da bir hayat sitilinden meydana gelir. Bu hayat stili, ilerlemiş bir aşağılık duygusu halinde, bireyi karşılaştığı problemden kaçmaya sevk eder ve bu kaçışı, oluşturulan organik veya ruhsal araz şoklarıyla sağlama eğilimini göstermektedir. Ruh süreci böylece organizmada dışarı vurur. Yine her türlü ruhsal başarısızlıklara, aksiyonlara ve topluluğun isteklerine karşı koyan vazgeçmelere yol açarak tamamıyla ruhsal alanda da ortaya çıkar.

Tersine organik durum, ruh süreci üzerinde etki yapar. Hayat stili tecrübemize göre, ilk çocukluk çağında şekillenir. Doğasal organik hal bu sırada en büyük etkisini yapar. Çocuk tüm hayat kaderini ve dinamik kanunu, çevresiyle ahenkli olarak geliştirir. Bir başarı amacına doğru ilerleme, gidiş, her birey için değişiktir.

Bireysel psikolojinin kendisine sağladığını bilmeden, birey yolunun alacağı yönü nadiren açık bir şekilde gösterebilir. Hatta çoğu zaman bu yönün aksini bildirir. Bizi ilk önce onun dinamik kanun bilgisi aydınlatır. Bunun sayesinde amacını, ifade şekillerinin anlamını buluruz. Bunlar kelimeler, düşünceler, duygular ve aksiyonlar olabilir. Vücudun hangi noktaya kadar bu dinamik kanuna tabi olduğunu fonksiyonlarının bazı eğilimlerini, çoğu zaman kelimeler açıklamaktadır. Fakat gece yatağını ıslatan bir çocuk böylelikle medeniyetimizin isteklerine tabi olmaktan nefret ettiğini bu şekilde açıklar. Cesur olduğunu iddia eden, belki de cesaretine inanan bir adamın titremesi ve nabzının artması ruh dengesinde karışıklık olduğunu göstermektedir.