Yetişkin Psikolojisinin Temel Sorunları

İlerde ayrıntılı olarak açıklanacağı gibi, yetişkin psikolojisinin ele aldığı iki temel sorun vardır. Bunlardan biri kişiliğin zaman içinde değişip değişmediği sorunu, diğeri de zekanın yaşla birlikte azalıp azalmadığı sorunudur.

a. Kişilik sorunu. İnsanlar ergenlikten yetişkinliğe geçerken ergen ve yetişkin benlikleri arasında kesin bir süreksizlik yaşamazlar genellikle. Bununla birlikte benlik-kavramı (self-concept) bazı değişimler gösterebilir (benlik-kavramı, benliğe ilişkin algıların örgütlenmiş, bütünleşmiş, tutarlı örüntüsü olarak tanımlanır). Çünkü benlik kavramı içinde benliğe ilişkin şimdiki görüşler bulunduğu gibi, geleceğe ilişkin olası değerlendirmeler de vardır. Bu olası benlikler önemlidir, çünkü bunlar bir kişinin yapacağı ve yapmayacağı eylemleri etkileyerek şimdiki davranışa yol gösterirler. Öte yandan, kişinin fiziksel görünümü, yetenekleri, rolleri benlik-kavramıyla yakından ilişkilidir
ve bunlar da genç yetişkinlik sırasında kişilikte hem süreklilik hem de değişim olduğunu göstermektedir. Başka bir deyişle, kişiliğin zaman içinde hem değişen hem de sabit kalan yönleri vardır.

Kişiliğin sürekliliği sorunu asıl orta yetişkinlik dönemi açısından tartışılmaktadır. Orta yetişkinlik dönemine ulaşan bir birey kişiliğinin ergenlikten beri önemli ölçüde değiştiğini düşünür; buna karşılık kişilik orta yıllar boyunca oldukça sabit kalıyor görünmektedir. Araştırmalar deneklerin aynı kişilik testine 20 yaşında ve 45 yaşında aslında aynı yanıtları verdiğini, görünürdeki farklılığın  bireyin gençlikteki benliğine orta yaşlardaki bakışında ortaya çıktığını göstermektedir. Kişilikleri yıllar boyunca görece aynı kaldığı halde insanlar kendilerini değişmiş olarak algılamaktadırlar.  Buradaki temel sorun değişimin olası olup olmadığı değil, ne kadar olduğu ve önceden kestirilip
kestirilemeyeceği sorunudur. Araştırmalar kişiliğin bellibaşlı yönlerinin yetişkinlik dönemi boyunca genellikle sabit kaldığını ortaya koymaktadır.Örneğin, içtepisel ergenler içtepisel yetişkinler  olmakta, utangaç ergenler yine utangaç yetişkinler olarak kalmaktadır. Bu konuda boylamsal
araştırmaların kesitsel araştırmalardan daha güvenilir sonuçlar verdiği de bilinmektedir. Kişiliğin en az sabit göründüğü dönem, bireylerin meslek rollerine ve evliliğe girdiği genç yetişkinliğe geçiş
dönemidir; bu geçiş tamamlandıktan sonra kişilik yine kararlılık kazanmaktadır. Bazı kişiler kişilik değişimleri gösterseler bile bunların genellikle beklenmedik (eşin erken ölümü gibi) yaşantılarla bağlantılı olduğu anlaşılmaktadır. Şu halde, kişinin yaşamı köklü bir biçimde değişmedikçe kişiliği de görece sabit kalmaktadır.Bu durumda orta yaş bunalımı yaşantısı nasıl açıklanacaktır? Bilindiği
gibi, orta yaş bunalımı kavramı, orta yaşın gelişim görevleri bir kişinin içsel kaynaklarını ve  toplumsal desteklerini aşma tehdidini yarattığında ortaya çıkan fiziksel ve psikolojik rahatsızlık durumunu dile getirir. Levinson’un ve Gould’un yetişkinlik kuramlarında bu durumun orta yaş geçişine eşlik ettiği kabul edilmektedir. Ayrıca popüler yayınlar da böyle bir bunalımı yaşamın kaçınılmaz bir yönü olarak sunmaktadırlar. Oysa boylamsal araştırmaların çoğu genel bir orta yaş
bunalımının varlığını saptayabilmiş değildir. Ne orta yıllarda ne de başka bir dönemde böyle bir duygusal karışıklık zorunlu olarak yaşanmaktadır. Bazı kişilerin kırklı yaşlarında yaşadığı bunalımlar insanların otuzlarında ya da altmışlarında yaşadığı çalkantılardan daha fazla olası değildir. Üstelik orta yaşların yaşamın en doyumlu dönemi olduğunu kabul eden araştırmacılar da vardır. İlerde göreceğimiz gibi, birtakım gelişimsel olaylar (evlenme, menopoza girme, emekli olma,vb.) benlik-kavramında ve kimlikte değişimler yaratabilir, ama bunlar beklenen zamanlarda geldiğinde bunalıma yol açmazlar; ayrıca beklenmeyen değişimler bile her zaman kötü değildir.
Bilindiği gibi, yaşamdaki değişimlerle başetme yollarımız benliğimizi nasıl algıladığımızı da  etkilemektedir. Yetişkinlerin çoğu benlikleri hakkında orta yaşların sonlarında yetişkinliğin başlarında olduğundan daha iyi duygulara sahiptir. Araştırmalara göre yaşamdan en az doyum alan kişiler genç yetişkinler, en doyumlu kişiler de elli yaşını geçmiş yetişkinlerdir. Doyumdaki bu artışın kısmen benlik denetimindeki artışın sonucu olduğu düşünülmektedir. İnsanlar orta yaşlarda ilerledikçe sorularla başetmede ergenliktekinden ve genç yetişkinliktekinden daha olgun yollar kullanmakta, daha gerçekçi olmaktadırlar.
İleri yaşlardaki duruma gelince, yetişkinlik kuramları yaşlanmanın kişilik üzerindeki etkisinin cinsler açısından farklılık gösterdiğini öne sürmektedirler. Benlik-kavramındaki cinsiyet farklılıkları yetişkinliğin ileri yıllarına doğru ilerledikçe azalmaktadır. Buna göre, erkekler ve kadınlar ergenliğin sonlarında ve yetişkinliğin başlarında tamamen farklıdırlar, buna karşılık ileri yıllarda birbirlerine benzer olurlar. Yaşlı erkekler kendilerini eskisinden daha az egemen ve daha fazla işbirliğine yatkın görürler; yaşlı kadınlar ise kendilerini gençliklerindekinden daha az boyun eğici ve daha fazla atılgan, otoriter ve yetenekli bulurlar. Bu değişimin olası nedenleri ilgili bölümlerde tartışılmaktadır. Öte yandan, benlik-kavramında ve benlik saygısında sorunlar yaşandığında yaşlı erkeklerin ve kadınların tepkisi farklı olmaktadır. Örneğin, yaşlı erkekler kadınlardan daha fazla alkole yönelmekte, yaşlı kadınlar da erkeklerden daha fazla depresyona girmektedir. Stres, özellikle denetim duygusu aşındığı ya da toplumsal destek yitirildiği zaman yıkıcı olmaktadır.

b. Zeka sorunu. Kişilikte olduğu gibi zeka alanında da değişim sorununu bakış açısına göre yorumlamak olanaklıdır. Zekaya testlerdeki başarı açısından bakıldığında yaşla birlikte düzenli bir düşüs görülür, buna karşılık deneyim bu tabloyu tersine çevirmektedir. İleri yaşlardaki birçok yetişkinin üretici etkinliği nicelik açısından azalmakta, ama nitelik açısından sabit kalmaktadır.
Bilindiği gibi, psikometrik ölçümlerdeki puanlar yaşla birlikte azalma eğilimi göstermekte, buna karşılık yetişkinlerin edimi (performans) yüksek düzeyde kalabilmektedir. Şu halde, yalnızca ZB puanının ölçülmesi yetişkin zekasının belirlenmesinde yeterli bir yol değildir. Zekanın çeşitli görünümleri farklı yönlerde değiştiğine göre, aynı bir ZB puanının farklı yaşlarda farklı anlamlara geleceği söylenebilir. Kesitsel araştırmalar, birçok yeteneğin orta yaşların başlarında en üst noktaya çıktığını, sonra ellilerin sonlarına ya da altmışların başlarına kadar süren bir platonun geldiğini, bunu yetmişlerden sonra hızlanan aşamalı bir düşüşün izlediğini göstermektedir. Ancak zekanın bütün yönlerinin aynı biçimde yaşlanmadığı puanların incelenmesinden ortaya çıkmaktadır. Örneğin, birikimli zeka’yı ölçen sözel ölçeklerin puanları altmışlı yaşların ortalarına kadar artmayı sürdürmektedir. Buna karşılık akıcı zeka puanları orta yetişkinlikte sabit kalmakta, ama yaşamın geri kalan yıllarında düşüş göstermektedir. Klasik yaşlanma örüntüsü adı verilen bu örüntünün evrensel olduğu kabul edilmektedir; yani bu örüntü cinsiyet, sosyoekonomik düzey, toplumsal
sınıf, etnik köken farkı tanımaksızın geçerli görünmektedir. Öte yandan, boylamsal araştırmalar zeka bölümü puanlarındaki bölük farklıklarını ve bireysel farklılıkları göstermektedir. Hem zekanın
farklı yönlerindeki değişimler, hem de farklı araştırma türlerinin ortaya koyduğu farklı bulgular ilgili bölümlerde ele alınmaktadır. Burada ele alacağımız son bir olgu sonul düşüş kavramıyla ilgilidir. Bu
kavram sağlık ile zeka bölümü arasındaki bağlantıya dayanmakta ve ZB puanlarında ölümden hemen önce ortaya çıkan önemli düşüşü dile getirmektedir. Buradaki düşüş yaşa değil, ölümlülüğe bağlıdır ve açık bir biçimde bedensel bozulmanın ya da hasarın sonucudur. Bazı boylamsal araştırmalara göre bu keskin düşüş ölümden önceki beş yıl süresince ortaya çıkmaktadır, bazılarına göre de yaşamın son on ayı ile sınırlıdır